31 Ocak 2026 Cumartesi

"Gün Batımı Esintisi" Taşındı

 


   Sevgili dostlar, 
  Eski adresimi Google bir türlü görmeyince ve com. 'lu adresi de okulda açamayınca anlık bir fikirle yazılarımı yeni bir adreste yazmaya karar verdim. Kim bilir belki bu sefer Google amcayla daha iyi anlaşırız:)) Ne de olsa her insanın ihtiyacıdır görülmek :) 

    Sizler de "Bu Annabell ne yazmış acaba? " diye merak eder ve yazılarımı görmek isterseniz beni yeniden takibe almanız gerekecek sevgili dostlarım. Şimdiden hepinize kucak dolusu sevgiler :)) 

Not: Teknik sorunlar yaşadığım süreçte bana yardımcı olan Blogforum'dan Sinan Bey'e tekrardan teşekkür ederim 🙏

29 Ocak 2026 Perşembe

İyi İnsan Olduk, Yine de Tır Çıktı

  
   Size üniversitedeki mavi koltuktan bahsetmiştim hatırlarsanız... 
Bu hafta o koltuğun müdavimlerinden olan, İstanbul'da yaşayan çok sevdiğim dostum Zeynep'i  ziyarete gittik ailecek. 

   O mavi koltukta kıkır kıkır gülüp, dört sene sonraki halimize videolar çektiğimiz günler geldi aklıma, hahahahha :) 10 sene sonrasını hiç çekmedik ama halimiz çok komikti. Zeynep iki yaşındaki oğlunun bizi çok mutsuz bir şekilde karşılamasına biraz sinir oldu. Ben dört yaşında çocuk annesi olarak iki yaş sendromlarına ve uykusu gelen çocuk hallerine hakim olduğumdan: " Olur öyle şeyler yavrucum " Deyip durdum. Yalnız ben annelikte biraz daha tecrübeli olma halini çok sevdim. Çünkü bu alan kendini annelik rolünde keşfederken bir yandan sürekli bocaladığın, bazen doğrusunun ne olduğunu bilemeden el yordamıyla ilerlediğin ve çocuğunu büyütmüş mutlu annelere hasretle baktığın bir dönem olabiliyor... Haliyle canım arkadaşımı çok sevsem de bir parça tecrübeli- rahat anne pozu kesmiş olabilirim. Buradan siz değerli dostlarıma da bunu itiraf etmekte bir beis görmem, göremem! :)) 

      Birbirine hoş bakışlar atmayan sevgili yavrularımızı oyuna dahil etme görevini babalara devretmeyi bildik. Onlar  çocuklarla birlikte oturup trencilik oynar ve bir yandan sohbet etmeye çalışırken biz yeniden o mavi koltuğa dönmüş gibi heyecanla birbirimize son haberleri verme gayretindeydik. Annelikten sonra çok unutkan olmaya başladığımızı fark ettik mesela ve beynimizi üç kişilik kullanma durumundan kaynaklı olduğunda anlaştık. Bu çok iyi geldi :)) Bir de erkeklerin de lohusalık ve hassas dönemleri olduğu konusunda anlaşma sağladık. Sonra birbirimizi övme kısmına girdik ki, bunun verdiği enerjiyi verecek başka bir aktivite tanımam arkadaşlar. Eskiden de ne zaman bir araya gelsek, önemli bir süreyi buna ayırıp sonra da odalarımıza dağılırdık. O an aramızda olmayan arkadaşımıza da fotoğraf ve mesaj atmayı ihmal etmedik tabikisi de. 

    Senin anlayacağın harika bir buluşmaydı. Aslında harika bir gündü, demek isterdim ama İstanbul trafiği buna engel oldu diyebilirim. İstanbul'da yaşayan dostlar nasıl hayatta kalıyor, ne yapıyor da iş çıkışı eve ulaşabiliyor? Şehrin içinden çıkmaya çalışırkenki geçirdiğimiz süre, İstanbul- Bursa arası yolu ikiye katladı neredeyse. Tam trafik açıldı artık Bursa yolundayız ohh dedik, bu sefer de tırın bir tanesi hızla şerit değiştirip neredeyse bizi yok ediyordu. Bu güzel yazıya bu korkunç detayı eklemek istemezdim ama bazen güzel şeyler ve korkunç şeyler ardı ardına yaşanabiliyor arkadaşlar. Hayatın matematiği çok farklı. Bir de ben kontrolcü bir yapıya sahibimdir. Yola çıkmadan en az üç gün evvel başımıza kötü bir şey gelmesin diye olabildiğince iyi insan olmaya çalışırım, herkes hakkında iyi şeyler düşünmeye çalışırım filan 😆 Bak işte, kontrolcü yanıma hayat nasıl da nanik yaptı. 

     Olayın iyi tarafından bakarsak, bu yolculukta kontrolcü yanımın işlevsiz olduğu ve beni işlevsiz bıraktığı konuları da düşünme fırsatım oldu: Hâlen yüzememek, kendimi suya bırakamamak gibi. 
Ve bir şekilde, anlık yaşanan o olayda başımıza kötü bir şey gelmemesi ve halen hayatta oluşumuz, ölümden çalınan zamanlar gibi hissettirdi. "Şükürler olsun, hayattayız!" Hissiyle doldum. ( Ya da yaşadığım korkuyu bu tür şeylerle süslüyorum :) 

    Öyle işte. Bu da böyle bir anı oldu...Ben bir şey daha anlatacaktım ama unuttum bak. Neyse nedenini artık biliyorsunuz diye tahmin ediyorum, hahahah :)) Haftaya da okullar açılıyor zaten. Öğrencileri çok özledim ama öğretmenlerin bazılarıyla keşke hiç karşılaşmasak! Neyse bir ara ondan da bahsederim, nasılsa bir süre yolculuk filan yapmayacağız :)) Hadi ben kaçtım beybiler 💃💃

22 Ocak 2026 Perşembe

Bir Ayrılık Ritüeli: Helva Kavurmak

    Eskiden tatil dönemlerini çok severdim. Çünkü tatil demek, çok sevdiğim Celal Amca'mın ve ailesinin bize gelmesi ya da bizim onlara gitmemiz demekti. Böyle ayrı şehirlerde büyük ve geniş aile olmayı başarmış o şanslı kişilerdik. Çocukluğumun en güzel yaşları ve ergenliğimin ilk adımlarında onlar vardır hep. Tatil güzeldi güzel olmasına, ama ayrılık vakti geldiğinde bir hüzün kaplardı çocuk kalbimi. Hele onlar gittikten sonra evde eksilen sesler, alışmaya zorlandığım boşluk hissini de beraberinde getirirdi. 

    Şimdi kız kardeşim için de gitme vakti... Yaklaşık iki aydır bizimle olan macerası artık bitiyor. Kız işten ayrıldı ve morali bozuk, biraz değişiklik olsun diye buraya geldi ve kreşin envai çeşit virüsünden o da payını aldı. Üstüne üstlük hastayken çocuğuma da baktı. Yalnızlık üstüne söylenen onca güzel söze inanmayın dostlar! Bizim yaşadığımız müddetçe birbirimize deli gibi ihtiyacımız var. 

     Kız kardeşim gitmeden kızımın doğum gününü de kutlamak istedik. Aslında kızım Ekim doğumlu ve biz her ay bir pasta alıp onun doğum gününü kutluyoruz :))) Mumları üflemeye bayılıyor ve her defasında çok heyecanlanıyor. Kız kardeşim varken biraz daha özenli olsun istedik ve kızımın  şu sıralar en sevdiği hayvan olan "tavşan" figürlü bir pasta istedik aynı zamanda komşumuz olan pasta şefi Özlem Hanım'dan. Yalnız şu güzelliğe bakar mısınız :)) 


     Tabiki kızım resmen bayıldı pastaya. :) Kızımın 4 yaşı için unutulmaz fotoğraflarda yerini aldı, masal diyarına götürdü bizi âdeta. Kız kardeşimin son gecesini de bu şekilde geçirmiş olduk.

     Yarın o gittikten sonra evde oluşacak boşluğu düşünürken bunlar geldi aklıma işte. Bu arada annem ne zaman bu sessizliği hissetse, hatta yakın arkadaşlarından biriyle arası bozulsa filan mutfağa gidip helva kavurur. 🤣 Belki de benim bu geleneği devam ettirmem gerekli. Sevilen kişiyle araya giren mesafelere göğüs germe, bir baş etme yöntemi olmalı belki de bu! Neden olmasın? 


Ezginin Günlüğü- Ebruli

10 Ocak 2026 Cumartesi

Bir An'ın İçinde Kalmak- Mavi Koltuk

 
    Bazen sessizliğin içinde düşünür ve duvarı izlerken şöyle derim: " Keşke tam da şu an istediğim bir 'an'ın içine dönebilsem." Belki bir kaçış isteği, belki sinir sistemimin rahatlama ihtiyacı ya da sadece bir "özlem" anı..

     Bugün yine tavana bakarken gözümü kapatıp üniversite yıllarımdaki öğrenci evimize gittim. Bir aile apartmanının ikinci katında büyük bir ev hayal et. Kapıdan gülerek ya da yarım kalan bir konuyu tartışarak giren üç genç kadın... Üçü de aynı anda bir şey anlatıyor ve gülüyor. Dışarısı o kadar soğuk ki, evin sıcaklığı üçünü de daha kapıdan girer girmez rahatlatıyor. Birazdan mutfakta buluşmak üzere üçü de odasına dağılıyor. Taytını kalın çoraplarının içine sokan saçlarını rastgele toplayan, üzerine meşhur hırkasını giyen kızımız çay suyunu koydu bile.  Mutfakta kahvaltı hazırlarken sohbetlerine devam ediyorlar. Dışarıda sütçünün sesi duyuluyor. İçlerinden biri sütçünün anonsuna kahkahalarla gülüyor. :)) Diğerleri de onun gülmesini komik bulmuş, neşeli sıcacık bir ortam.:) 
 Havada çay demlendiğinde odaya sinen aroma kokusu...

       Zengin bir kahvaltıya oturup kendilerinden beklenilmeyecek ölçüde yiyorlar. Çünkü sohbet koyu. Bazen sessizlikler oluyor, üçü de bir yere dalıyor. Sonra el birliğiyle kaldırıyorlar sofrayı. Mutfak çiçek gibiyken, Türk kahvesi yapıp meşhur koltuklarına uzanabilirler. 

    Bu koltuğu anlatmam gerek. Gece mavisi renginde, kızlardan birinin öğretmen dayısı kendi evlerinden getirmiş. Ama o kadar işlevsel bir koltuk ki bu, altını açınca üç kişilik yatak haline geliyor. Kızlar bu koltuğu hep yatak formunda kullanıyorlar. Koca evde vakit geçirdikleri yer genelde orası. Vişne suyuyla kafa bulmayı başardıkları, birayı ilk kez denedikleri... Hayallerini paylaştıkları, saçmaladıkları kimi zaman duygulanıp ağladıkları ama her daim gülmeyi başardıkları koltuk. Terapi koltuğu adeta. 
    
     Bu gece o koltuğa uzandım ben. Kızlar yanımda bir şeylere kahkahalarla gülerken, ben anın tadını çıkardım. Onlar arabesk şarkıları şakasına düet ederken, kayda aldım. Bir yerinde ben de eşlik ettim. Uykumuz geldiğinde yatağa gitmek zor geldiği için ışığı kapatıp o koltukta uyuduk yine. Herkesin üstünü örttüğünden emin oldum, çünkü evin anaç tavuğu benim. "İyi geceler kuzucuklarım. " dedim. İyi geceler ✨

30 Aralık 2025 Salı

2026'ya Yürümek

     


       Senenin son günü! Bu sene de yeni yıla ilişkin bir yazı yazmazsam eksik kalacak gibi hissettim. Aklımda bir fikir olmadan, yeni yıla ilişkin ne beklediğimi kendim de bilmeden geldim. 

     2025 nasıl geçti? Ülkemiz açısından baktığımda kayıplar geldi aklıma ilk olarak. Öyle ya, çocukluğumuza yer etmiş 'Şirin Baba' sesinden tut da, Volkan Konak'ın 'Kadınım...' la başlayan aşk şiirlerine dek, sanatçısından gencecik yaşta hayatını kaybeden siyasetçisine dek, ne çok kişiye veda ettik, ne çok ses eksildi hayatımızdan... Ölümün var olduğunu, ansızın bize kendisini hatırlatabileceğini hep birlikte hissettik, unutmaya fırsat dahi verilmeden anladık bunu... 

     Bu sene de hem şaşırdık hem hiç şaşırmadık... Bu ülkede yaşanan skandalların böyle bir etkisi olduğunu fark ettiniz mi siz de? Bir skandal duyup önce birkaç saniye şaşkın hissediyorsunuz ve daha sonra aslında bir parçanız buna asla şaşıramıyor. Çürümüşlük ortamında hepsinin kokusu aynı geliyor belki de. Geçtiğimiz Pazar günü seneler sonra tiyatro oyununa gittik eşimle. "Mercaniye Çok Yaşa" oyununda çok güzel bir replik geçiyordu: " Memleketimizde yaşarken memleket özlemi duyuyoruz..." diyordu. Kimle konuşsam eski yılbaşı akşamlarını ve o yılların leziz tadını anlatıyor. Bu ülkede yaşamak yas ile özlemi cebine alıp yürümek gibi... 

      Yürümek diyorum... Çünkü ne yaşarsak yaşayalım devam etmek zorundayız. Tökezlesek de, bazen durup dinlensek de ya da kalktığımızda yeterince dinlemediğimizi duyumsuyor olsak da yürümeliyiz... Çünkü yürümenin umutla bir ilgisi var gerçekten. Burada, tam da bu noktada hep kalmanın bir esprisi yok. Ama devam edersek, belki şu dönemeci dönersek bir günbatımı görüp rahatlayabiliriz, belki şu kaldırımları yer yer içe göçmüş yolun hemen ilerisindedir evimiz. Kim bilir...

      Kişisel olarak da memleketimin verdiği hislerden uzakta değildim bu sene... Bir olay yaşarken adını koyamazsın ya bazen  yaşadığın şeyin; dağılanı toparlamaya odaklanır, birkaç cümle fazla sarf edersen bazı şeylerin daha iyi olacağına inanırsın. Sanki dağılanın suçlusu senmişsin ya da toparlamaya muktedir yalnız senmişsin gibi. Sahi ne vardır burada? Suçluluk mu, kibir mi? Oysa günün sonunda bakarsın ki, seninle ilgisi yok, senin çabanla olacak ya da düzelecek bir şey de yok. Bir adı vardır bu yaşadığın şeyin, buradaki rolünü tanımlamayı öğrenirsin, neden senin başına geldiğini, neden bu döngünün yaşandığını...Her döngüde daha iyi bir noktada olduğunu, daha güçlü hissettiğini düşünsen de farkındalıklar zordur. Yas ve özlemi aynı anda hissettirir kimi zaman. 

      2026'dan ne beklediğimi bilmiyorum :)) Astrologlara göre burcum şaha kalkacak, beni düşüren ve olumsuz hissettiren şeyleri bir kibritle yakıp kül ederek yoluma bakacağım :) Astrologlara inanmak istediğim bir noktadayım ben arkadaşlar. 2025'te kendimi kötü hissetmeden sınır çizmeyi öğrendim; sevmediğim durumlarda mesafelenmeyi bildim. Ancak geldiğim noktada kendimi biraz soğukta kalmış hissediyorum. Mümkünse ben biraz çözülmek, bir parça ısınmak istiyorum. 

     Seyahat etmek istiyorum. Yani nereye gitmek istediğime dair bir fikrim yok, ama arabayla yapılan uzun yolculukları bilirsin. Zahmetiyle birlikte o 'yolda olma' halini istiyorum :)

      Dans etmek istiyorum... Kızımla birlikte A.P.T. şarkısı eşliğinde yaptığımız danslar hatırlattı dans etmeyi ne kadar sevdiğimi. Ben biraz da "Para Bizde" şarkısı eşliğinde oynamak istiyorum, hahahaah :))  (Not: Kızıma bu şarkıyı sevdirmem gerek!)

     Olduğu gibi bırakmak, enerjimi tasarruflu kullanmak istiyorum. Araba aküsü müyüm canım ben, ona buna koştukça kendi kendimi şarj ettiğimi filan mı sanıyorum, nedir yani? Gerekirse bu konuda kendimi sarsmak istiyorum. "Sen Bihter Ziyagilsin, kendine gel!" demek istiyorum :))

      Kahkaha istiyorum, beni güldüren ortamlarda daha çok bulunmak, neşeli insanların yakasına yapışıp peşini bırakmamak istiyorum :)) 

      Güzel şarkılar, iyi kitap ve filmler ve lezzetli yemeklerle çevrelenmek istiyorum. Böyle bir ortamda kendi kendime inzivaya çekilmek istiyorum. Sıkılınca çıkıp yürümek istiyorum. Rüzgar yanağımı okşasın, doğa bana güzelliklerini göstermeye devam etsin... Kaldırım taşlarının arasında yeşermeyi bilmiş otlar gibi; inadına ve daima yeşermek istiyorum.


Ekaterina Shelehova - Savage Daughter

19 Aralık 2025 Cuma

Arada Derede Okumalar, İzlemeler

 

         Kitap kulüpleriyle aranız nasıldır bilemem, ama ben bu sene bu işin bir hayli içerisindeyim. Baktım kendi okulumdaki öğretmenler arasında problemler yaşanıyor, iletişim sorunları artmış vaziyette, bizi kurtarırsa kitap kurtarır mantığıyla öğretmenler arasında gönüllülük esasına dayalı bir kulüp kurdum. Tabi beklenmedik bir şekilde idareciler de katılınca 7 kişiyle başlayan kulübümüze her ay  yeni yüzler dahil oldu ve gerçekten de okul atmosferine olumlu bir katkı sağladı diyebilirim. Buna ek olarak ilçedeki psikolojik danışman arkadaşlar da bir kitap kulübü kurdu ve alan okuması yapmak faydalı olur diye düşünerek ona da üye oldum. Yani sizin anlayacağınız ayda iki kitap okumak durumundayım ve bazen o kadar arada derede kitap okuyorum ki, yine de bitiremediğim zamanlar olmuyor değil. ( Şşşşt, kimseye söylemeyin! :))

       Geçtiğimiz ay okulumda kulübümüz için seçtiğimiz kitap Melisa Kesmez'in Çiçeklenmeler kitabıydı. Kitapta kocasını kaybeden Türkan karakterinin yas sürecinde hissettiği ve sorguladığı şeyler, evlilik hayatı ve oradaki rolü, beklentileri ve hayal kırıklıkları öyle güzel işlenmişti ki.... Özellikle de Melisa Kesmez' in zor duyguları bile basit ve güzel bir şekilde anlatabilmesine, metaforlarına hayran kaldım. Kitapta göze çarpan boşluklar vardı ve yazar tarafından bu boşlukların bilinçli bir şekilde konulduğunu düşündüm, ki benim çok hoşuma gitti. Kitap kulübünde o boşlukları herkesin ele alış şeklinin farklı olması da sohbeti zenginleştirdi. Daha önce okumadıysanız gönül rahatlığı içerisinde okuma listenize ekleyebilirsiniz dostlarım. Zaten kitap mini minnacık, bir solukta bitiyor. 


                        ( Kitap kulübü üyeleri için ilk kitabımızın ismine de uygun olacak şekilde papatyalı ayraç yaptım ve kırmızı not kağıdına hepsine özel notlar yazdım. Küçük ama hepsini mutlu eden bir hediye oldu:))

      Kitapla başlamışken izlediğim filmlere de yer vermek isterim. Son zamanlarda izlediğim filmler şu şekildeydi: 




        "Kelebekler" Tolga Karaçelik'in yönetmenliğini yaptığı içinde sürpriz isimler barındıran bir film.  Birbirinden uzaklara savrulmuş üç kardeşin babalarından gelen telefonla bir araya gelip babalarını ziyarete gitmelerini konu alıyor. Tuğçe Altuğ daha önce görmediğim bir yüzdü ve buradaki Suzan rolüne öyle doğal bir şekilde uymuş ki, özellikle bazı sahnelerde filmi yukarı taşımış diyebilirim. Tatlı, yer yer komik,  hüznün altını çizmeden inceden hissettirebilen bir film olmuş. 

          The Edge of Seventeen ( On Yedinin Eşiğinde) filmi güzel bir gençlik draması. Ergenlerle çalıştığım için zaman zaman bu tür içerikleri izliyorum  ve hatta bazen öğrencilerle birlikte film izleyip film hakkında konuştuğumuz etkinlikler düzenliyorum. Kişisel olarak da keyif aldığımı itiraf etmeliyim, galiba bir yanım ilk gençlik zamanlarının hissiyatını çok seviyor. Filmde Nadine karakterini bağrıma basmak istedim. Bu filmde de büyük söylemler ya da yüksek bir aksiyon yok. Ancak izlerken keyifle izledim ve bazı sahnelerin üzerinde özellikle durulması ve düşünülmesi gerektiğini hissettim. 

         Spoiler vermemeye çalışarak ancak bu kadar anlatabildim. :)) Bu yazıyı nasıl sonlandıracağımı da pek bilemedim, hahahah :)) Hafta sonu için planınız yoksa bu kitap ya da filmlerden birine şans vermek isteyebilirsiniz diye düşündüm. Eğer yolunuz bu içeriklerden biriyle kesişirse, neler hissettiğinizi gerçekten merak ederim. 

Adios Beybiler :))


Cemali- Duymak İstiyorum

12 Aralık 2025 Cuma

İç Dökme Mekanı

     Erkek öğrencilerin sayıca baskın, kız öğrencilerin ise çok az olduğu bir okulda çalışıyorum. Haliyle kız öğrencileri 9. sınıftan 12.sınıfa kadar bir hayli görmüş, onları yakinen tanımış ve de onlarla güçlü bir bağ kurmuş oluyorum. Geçen gün sevdiğim bir kız öğrencim bana dedi ki " Sizin burada olmanız ne güzel, sanki bu okulda bir çeşit iç dökme yeri yapmışlar bi de sizin gibi birini koymuşlar." Dedi. ( Tabi O, "sizin gibi biri" kısmını detaylandırdı ama burada kendimi övmeyecek ve bu övgüyü kendime saklayacağım, hahahaha) 

      Bugün böyle kendi kendime düşünürken kendi iç dökme mekanlarım olarak aklıma gelen yerlerden birinin burası olduğunu fark ettim. Ve benim şu an çok acilinden iç dökesim var canlarım. Bundan sonrası kasvet, bundan ötede bir kadının bunalımı var. Halihazırda içiniz böyleyse, buradan dönün anam. İyi niyetli bir uyarı tabelası gibi düşünün bu kısmı. 

     Öyleyse başlıyorum.

     Anaokulunun ilk senesinin hastalıklı ve de zor olacağını biliyordum ama bu neymiş be canlarım? Ne virüsü bitti, ne bakterisi eksildi... Her seferinde hastalık repertuarımıza bir yenisi eklendi. Zatürre başlangıcı, beta bakterisi, adı bilinmeyen salgını derken grip masum kaldı. Ev eczaneye döndü. Eskiden anaokullarını küçük sevimli insancıkların yeri gibi düşünüp sempati duyardım, şimdi benim için adeta bir virüs yuvası oldu... Kızımın okul çantasını bile  yıkayasım geliyor bazen. 
     
      Tüm bu kötü koşullar içerisinde, geçen gün eşime ve kız kardeşime dedim ki " Yalnız farkında mısınız bilmem ama, bende de ne bağışıklık varmış, bir kere bile hasta olmadım. Allah beni taş etmiş, belki de gelecek aşılar için benden yararlanacaklar ne malum, ahahahahah :)) "  Diye şaka arası kendimi överken....

 Burada soluklanmak istedim, bir dakika....

 Ahh ben de hastalandım ya dostlar! Ama benimki bir anne hastalanması gibi başı dik ve mağrur oldu. Evladıma bakım verirken geçirdiğim kaygılı ve de uykusuz geceler üst üste gelince ben de hastalık bayrağını devralmış oldum. Benden sonra da eşim ve kız kardeşim hasta oldu. Bu salgının ismi ne bilmiyorum ama hepimiz bir hafta içerisinde yamulduk. 
Kızım artık iyileşmeye başladı tabi, enerjisi yine yerine geliyor ve bildiğiniz evde dönerli bir şekilde onun enerjisine yetişmeye çalışıyoruz. Bugün saate bir baktım, kızıma ayırmam gereken kotayı doldurmuşum, kız kardeşimle eşime dönerek dedim ki" Hadi bakalım sıra sizde. Bakın ben sizden biraz daha iyiyim diye fazladan oyun oynadım, bunu da unutmayın" Dedim. Tabi bunlar da durur mu, benim hastalanmadan önceki sözlerimi yineleyip güldüler. Hainler, aha şimdi de onlar uyurken ateş kontrolü yapıyorum, taş olsa çatlar be! Ben taştan daha taşım diyorum sizeğğ!! :)) 

     Sizin anlayacağınız iç daralması içinde ateş kontrolü yapar ve uyuyamazken buraya gelmek istedim. Sizin burada olmanız ve hâlâ blog yazan ince ruhlu insanların olduğu böyle bir mekanın olması ne güzel, ne hoş :)) İyi ki varsınız be!! 

Not: Kasvetli bir konu anlatacağım dedim ama konu nerelere geldi. Olsun artık, böyle kalsın. Kendinize dikkat edin, bana ateş kontrolü yaptırmayın a dostlar! :)) 

 (Yorgun bir analık mesaimden, yazının ruhuna uygun olsun diye. 
Not: Ama siz taş olduğum kısmına odaklanabilirsiniz ( Not içi not: Yamuk ama gülümseyebilen bir taş hahahahah) 


"Gün Batımı Esintisi" Taşındı

     Sevgili dostlar,    Eski adresimi Google bir türlü görmeyince ve com. 'lu adresi de okulda açamayınca anlık bir fikirle...