16/05/2026

"İncinmişsin, " dedi

   Günlerdir hayatımın en güzel uykularını uyuyorum. Akşam kızımı uyuttuktan sonra şöyle bir yatma hazırlığı yapıyorum. 23.00 civarı yatağa giriyorum ve belki bir dakika içerisinde uyumuş oluyorum. Sabaha kadar kesintisiz bir uyku çekiyorum. Sabah gözümü açıyorum ve şöyle bir etrafa bakıp sessizliği dinliyor ve sonra tekrar uyumaya devam ediyorum. Resmen uyumalara doyamıyorum. Tarkan gibi konuşasım geldi bu noktada 
"Bir süredir yazılıp çiziliyor... 
Konuyla ilgili konuşuluyor...
 Bize de her gün soruyorlar...
 Doğru mu değil mi....
 Evet doğru.... 
Hasta oldum ben" 😆😅 

       
      
      Bahar yorgunluğu denen şeyi yaşıyorum zannedersem. Vücudum dört bir yandan alarm verse de belirgin olan şeyler ateşli olmam (her daim 😝🤣) , uzayan çökkünlük hâli ( nazar değdi), eklem ağrıları ( olmazsa olmaz) vs. ydi. Çeşitli testlere girip, bu sefer kendim için bir çanta ilaçla döndüm eve. Doktor öncelikli olarak dinlenmemi salık verdi. Kızım doğduğundan beri ilk kez evde yalnız kalıp dinlenebildim arkadaşlar. Eşim kızımla birlikte sabah evden çıkıyor ve akşama kadar ev bana kalıyor. " Anneeeğğğğ" sesleri gelmeden yatabilmek, hasta olup dinlenebilme lüksü ne güzel bir şeymiş, bakın gözlerim dolu dolu 🥲🥲 

     Ciddi bir durum yok ve toparlanacağım kısa zamanda. Yine de son zamanlarda ki koşuşturmacalarımı düşününce hastalığın da bir nimet olduğunu düşünüyorum. Resmen sana vücudun ayar çekiyor " Hoop birader, nereye böyle? Beni böyle hunharca kullanırsan faturasını ödersin ona göre! " Diyor. ( Vücudum biraz eril enerjiyle dolu sanırsam 🤣) 

      Ben de bir süre dinleneceğim. Bayram için planlar yapıyordum ama, şu an tek planım oturup dinlenmek. Doğanın içinde piknikler yapıp kısa yürüyüşlere çıkmak ve bolca uyumak istiyorum. 
Size de kocaman sevgiler gönderiyorum... 💕
Görüşürüz beybiler :) 

       Mavi Kuş

07/05/2026

Parfüm Şişesi ve Flört

   


   Havalar ısınmaya başladı. Nihayet Güneş'i tekrardan gördük, Allah'ım şükürler olsun :)) Baharın geldiğini en iyi anlayabileceğiniz yerlerden biri de okullar bence. Özellikle de lise kademesinde bahar aylarında bahçe etkinlikleri artar, spor müsabakaları yaşanır. Öğrenciler sınıfta değil dışarıda olmak isterler ve buna kim kızabilir :) 



    Baharın etkisiyle flört eden, cilveleşen gençler görürsünüz kıyıda köşede. Bugün bu cilveleşme dozunu fazla kaçıran iki öğrencimle görüşmem gerekiyordu. Erkek öğrencim dedi ki: " Hocam kız arkadaşımın kokusu çok güzeldi. Anneme anneler günü için parfüm alacağım da emin olmak için biraz yakınlaştım." dedi. İçimden yalanın güzelliğine şapka çıkarıp kıs kıs güldüm. :))

      Flörtün en tatlısı birbirine karşı çekim duyan iki insanın o başlangıçtaki birbirini tanıma  evresinde oluyor bence :) Gençlere bakınca bu aşamayı yakalıyor gözlerim. Birbirini dünyanın merkezine koyup okulmuş, öğretmenmiş, uygunmuş değilmiş sorgulamadan yakın olmak istiyorlar. Okulu birlikte kırıp dışarda el ele dolaşmak istiyorlar. Kızlar daha özenli, erkekler onca spor faaliyetine rağmen daha güzel kokuyorlar, hahhahaha ( Aksini duymanızı dilemem ! :))  

      Tabi biz unumuzu eleyip eleğimizi duvara asmışız. Böyle söyleyince de kulağa sıkıcı gibi geldi ama değil. Demek istediğim flört şekillerimiz değişti. Hele evlilikten sonra flört edebilmek büyük ve de önemli bir mesele. Burnunun dibindeki insana her gün merakla bakıp onu keşfetmek istemek sürdürülmesi zor gibi gelen bir durum. Bir de halihazırda çok güzel giden bir ilişkiye bile insan alışıyor. Aslında güzel olan bir şeyi bile sıkıcı ve rutin gibi algılayıp "Daha?" diyebiliyoruz. 

   Yine de birinin orada olduğunu bilmek, seni sevdiğini ve seni düşündüğünü hissetmek, onun gözlerinde kendini güzel hissetmek sıcacık bir duygu. Küçük gibi görünen şeylerin etkisi çok büyük. Sen seviyorsun diye alınan tatlıda, sen rahatsız olma diye düzeltilen koltukta, sen üşüme diye senin için alınan cekette, sen kızma diye eve gelinen saatte hahhahah :))) 

   İki farklı parçanın bir araya gelince klik diye oturması, birbirine uyması diye tarif etmişti bir arkadaşım aradığı ilişkiyi. Böyle iki parça varsa ve bir araya gelme şansını elde ettilerse ne mutlu! Ama çok nadir ve gerçekçi değil gibi geliyor bana bu. Birbirine uyan parçalar olabilmek adına evrildiğimize, zamanla törpüldüğümüze ve bunu gönüllü bir şekilde yaptığımıza inanıyorum ben. Eskiler : " Geçinmeye gönlü olmak." diyor ya, heh o işte :)) Kolay bir iş değil yani. Ama flörtün etkisi büyük dostlar :)) 

     Bugün bu yazının tohumlarını içime atan öğrencime ve de parfüm kokusuna teşekkürü borç bilirim o halde :))) Zor durumlarda şu şekil bahanelerimiz olsun hepimizin ! :))


Kiss Me

27/04/2026

Gün Batımında İyileşmek


Dün akşam öyle güzel bir gün batımı vardı ki...

Evimin balkonundan başımı uzatıp etrafı inceledim. Kızıl bir ışık huzmesi vurmuştu baktığım her yere. Binaların grisine, arabaların camlarına, çocukların oynadığı parka… hatta saçlarıma kadar dokunmuştu o kızıllık.

Derin bir nefes aldım, havada bahar kokusu vardı. Doğa bu uyanışını olmadık yerlerden dahi kendisini göstererek anlatıyordu sanki; her yerde yeşillikler ve rengarenk çiçekler...  

Balkonlardan tabak çanak sesleri, gülüşmeler...kimisinden neşeli şarkılar geliyordu. 

Bir süre sadece bu anda kaldım. İçime tatlı bir umudun ve de neşenin yayılmasına izin verdim, gülümsedim. 

Yürümem gerekiyordu, biliyordum. Günler sonra içimde bulduğum bu güce sevindim ve bir koşu gidip hazırlandım. Eşim de beni kovalar gibi destekledi bu fikrimi. 

   Dışarıda yazın habercisi bir hava vardı; hafif serin ama üşütmeyen…
“Ohh,” dedim içimden. 

Her şey ne kadar da olması gerektiği gibiydi. Bazen güzel bir tabloya bakar ve şöyle dersin ya: " Tek bir fırça darbesine dahi ihtiyacı yok." Öyle güzel, öyle tam.  

İlk adımlarım biraz çekimserdi. Ama yürüdükçe güçlendi. Yürümenin, umutsuzluğa yer bırakmayan bir tarafı vardı. Bunu yıllardır bilirdim. Ve yine hatırladım.


   Yürürken bu güzelliklere de rastladım. Bizim sitenin ayrılmaz ikilisi. İki senedir  oradan oraya taşındı mahalle sakinlerinin onlara yaptığı kedi evi. Ama onlar hiç ayrılmadılar. Hep böyleler, yaz kış ve mevsimden  bağımsız. 

Değişkenliğin bunca çok olduğu hayatta bazı şeylerin olduğu gibi kalmasında ve sürekliliğinde insana iyi gelen bir şeyler var. Tıpkı birazdan önünden geçeceğim küçük kahve dükkanı gibi... 

Senelerdir orada durur, arada küçük ışıklandırmalarla  kendine güzel bir ambiyans kurar. Sahibiyle bazen sohbet ederiz ya da uzaktan selamlaşırız. Yine öyle oldu.

“Bir kahve ikram edelim,” dedi.

Gülümsedim. “Başka sefere,” dedim. 

Kızımın en sevdiği dondurmacı da açmıştı artık dükkanını. Sahibi kış mevsiminde nereye gider bilmem ama bahar geldi mi, dondurma dükkanını açardı. Demek ki bahar resmen gelmişti de yaz mevsimine göz kırpıyordu. 

Yarın akşam plan belliydi o halde :) 

Ben çikolata- orman meyveli ya da çikolata- limon ikilisine tutkundum. İştahımın açıldığını hissettim :) Özellikle de hastalıktan çıktıktan ya da depresif bir dönem geçirdikten sonra anlıyordu insan iştahın kıymetini. 

Eğer gece yatarken sabah kahvaltıda ne yiyeceğimi hayal ediyorsam o gün mutluyumdur, bilirim. Ve aynı şey şu an kızımda da var. Bu sabah için çikolatalı ekmek, peynir zeytin ve havuç istedi ve hepsini de afiyetle yedi. :) 

 Bu güzel akşam unutulmasın istedim. Bugün yazma isteğime, içimdeki güce… ve bloğuma adını veren gün batımlarına bir selam olsun. 

Daha nicesine, en güzellerine....

Sevgiyle :)


Corinne Bailey Rae - Put Your Records On

16/04/2026

Neresinden Tutsak Elimizde Kalıyor

    İlk yardım eğitimine almışlardı beni bu hafta. Pazartesi ve salı günü o kadar yoğun bir uygulamalı ve teorik eğitimden geçtik ki, hem anlatıcılar harikaydı hem anlattıkları her konu çok önemliydi. Derken salı günü de İl sağlık müdürlüğü'nden bir komisyon gelecek ve yazılı ve uygulamalı sınavdan 85 alırsanız ilk yardımcı olabileceksiniz dediler. Salı günü sınavı 95'le geçtiğime sevinirken Şanlıurfa'daki olayın haberi düştü ortamıza. "O okulda ilk yardım eğitimi veriliyormuş umarım arkadaşların müdahaleleri de yeterli gelir, canlar yanmasın. " Dedi eğitimcilerimiz. Kimimiz oturduk ağladık. 
      
      Çarşamba günü öğretmen arkadaşlar eylemdeydi. Benim sendikam yok ama ben de katılmak istedim. Fakat ne zamandır vardiyasını denk getiremeyen velim o gün müsaitti ve çok önemli diyordu. Tamam dedim ben okuldayım, bekliyorum. Anne bana gözü yaşlı bir şekilde çocuğunun 10 saate varan oyun bağımlılığını anlattı. Psikiyatriste yönlendirme yaptım yapmasına ama baba bir türlü çocuğunun sorununu kabul etmiyormuş, anneye babayı da al getir. Gelmezse ben telefonla ararım dedim. Çünkü sosyal izolasyon, bağımlılık, son zamanlarda aşırı agresif tutumlar alarm veriyordu. Bu kadar mı denk gelir diyeceksiniz. Aslında bu vakalarla artık o kadar sık karşılaşıyoruz ki, denk gelmesi şaşırtıcı gelmedi bana. 

      Nitekim veliyi uğurladım. Okuldaki az kalan öğrenciler de öğleden sonra eve gittiler izin alarak ve bir kahve alayım diye mutfağa yöneldim. Baktım öğretmen ve idareci arkadaşlar öyle üzgün öyle negatifler ki, dünkü mevzu zannederek " Umarım bu son olur, tekrarı yaşanmaz. " Dedim. Sonra bana Kahramanmaraş'taki son dakika olayını söylediler. Resmen en yakın sandalyeye çöktüm ve ne diyeceğimi bilemedim. 

      Galiba çok konuştuk, çok dertlendik, çok anlatmaya çalıştık da bir türlü doğru kelimeleri mi bulamadık? Şimdi söyleyecek ve de üzerine ekleyecek bir sözümüz kalmadı. 

      Öyle parlak çocuklar var ki... Anne ve babası her toplantıda gelir. Arada uğrar çocuğunun okuldaki durumunu sorar, kimisi fabrikadaki vardiyasından çıkıp aceleyle yetişir okuldaki bir faaliyete. "Kusura bakmayın eve uğrayıp duş alacak vakti bile bulamadım" Der. 

     Ama bazen de çocuk alarm verir, bırakın işareti filan doğrudan sirenleri çalar çocuğun. Veliyi ararsın önce bir iki gelir, sonra bir daha bulamazsın. Çocuk ne zaman disiplin kuruluna yönlendirilir ve ceza verilir o zaman okula " Siz öğretmen olarak, okul olarak ne yaptınız? Öğretmenler ders mi anlatıyor sanki? Sınıfta da kamera olmalı ki, bakalım ders işleniyor mu işlenmiyor mu? Hepinizi şikayet edeceğim! " Diye koridorlarda bağırır da bağırır. Bak bunu yapan kimi zaman kamu görevlisidir, bir iş yerinin sahibidir kazancı, eğitimi iyidir vs. Yani bazen dört yıllık bir bölüm bitiren veliden " Nasıl öğretmen olur? " Semineri dinlersin. Önce veliye üslubunca sınırı çizip sonra çocuk için ne yapabiliriz kısmına gelmeye çalışırsın. Ama veli haklı olduğunu duymak için geldiğinden, sürekli senin açığını arar, sınıf rehber öğretmeni aramıştır ama beni hiç aramadınız der. Bildiğin yalan söyler ya, koskoca herif rütbesinden utanmadan yapar bunu. Yeter ki çocuğu ceza almasın, aman siciline işler sonra. O çocuk sınıfta diğer çocukları rahatsız etmiş,  kaç kişinin ders dinlemesine mani olmuş, bu çocuk bu davranışları nerden öğrenmiş nasıl düzelirmiş umrunda bile değildir. 

     Bakın yukarıda yazdığım her şey bu sene yaşadığım örneklerdir. Psikiyatriste yönlendirdiğim için ya da çocuğun algısında belirgin farklılıklar var  bir Ram değerlendirmesi yapılması gerek dediğim için CİMER şikayeti yemiş çok sayıda psikolojik danışmandan biriyim. 

     Demem o ki, bugün geldiğimiz noktada içi kan ağlayan milyonlarca öğretmenden, çocuğu için endişelenen ve bu endişeyle ne halt edeceğini artık bilemeyen, bu bozuk ve çürümüş ortamda yine de umudunu sırf o güzel çocuklar için korumaya çalışan insanlardan yalnızca bir tanesiyim. Çok üzgünüm. İki gündür göğsümün üstündeki ağırlıkla yaşıyorum. Bugün okul girişlerine ikişer bekçi koymuşlar. Karşı okulumuzdaki bir çocuk internette tehdit içeren yorumlar yaptığı için polisler de vardı. Okul hepimiz için en güvenli yer değil miydi? Çoğumuzun gençliğinde bir sığınaktı okul...Şimdi korunması gereken yerler haline geldi. Artık kimi koruyacağımızı, kimi kimden sakınacağımızı da şaşırır olduk. Maalesef... 

    Bir hafta sonra 23 Nisan. Ata'm bu güzel günü çocuklara armağan etmişti değil mi? Şimdi okul süslemeleri ve kutlama için heyecanlı olması gereken çocuklar nerede? Aileler ne yaşıyor şu an? Hadi onlar için de, geride kalanlar için de tekrar söyleyelim o öğrendiğimiz ilk manimizi? Ne diyorduk? 

"Daha dün annemizin
Kollarında yaşarken,
Çiçekli bahçemizin
Yollarında koşarken.

Şimdi okullu olduk,
Sınıfları doldurduk.
Sevinçliyiz hepimiz,
Yaşasın okulumuz!

Okul yurt güneşidir.
Bize bilgiler saçar.
Annemizin eşidir,
Severek kucak açar.

Okul insanlık yolu,
Her yanı şeref dolu
Sevinçliyiz hepimiz,
Yaşasın okulumuz!"


07/04/2026

Uslu Kız Annabell

     
    Bugün sabahtan seminerim vardı ve gün boyu izinliydik (yani kurumlara dönmemize gerek yoktu) . Öyle çok seviyorum ki böyle seminerleri, sanki lisede okulu kırmış öğrenci gibi hissediyorum. 

     Haliyle neşeli uyandım. Hava güneşli, okuldan izinliyim ve arkadaşımla seminer sonrası planlarımız var. Motivasyon bin beş yüz yani. Eşimle kızımızı okula bıraktık güzel güzel. ( Ay  ağlamasız kaossuz okula bırakır olduk sonunda. Çok şükür Alla'm, nazar değmesin aman aman) 

     Böyle mutlu bir şekilde yayaya yanan yeşil ışığı da görünce, yaya geçidinden geçip karşı yoldaki arabamıza binelim dedik. Hanımefendinin biri kornaya basarak kırmızı ışıkta üstümüze sürüyor, eliyle de " Geç geç " Yapıyor, böyle bakakaldım. Ay resmen neşemin yerini anlık bir öfke aldı. O donma halinde eşim " Hadi geçelim" diyor filan. Birden kendime gelip kadına kükredim:" Hanımefendi yaya geçidini de geçtim, koskoca kırmızı ışığı da pas geçip bizi mi ezeceksiniz siz, bu ne hadsizlik yahu. Aha ez beni, durdum burda, geç geçebiliyorsan. Bizim yerimize çocuk da olabilirdi, panikleyebilirdi, ehliyet herkese verilmemeli tabi. " Diye kızdım. Kadın kem küm bir şeyler geveledi. Neyse geçtik karşıya. Kocamdan hiç ses çıkmıyor. Normalde erkek sürücü olsa baya kızardı ama sürücü kadın olunca bir anlayış hali mi geldi adama nedir, ben anlamadım :)
 Sordum bunu bu şekilde. 

" Sen hallettin ya meseleyi! Dur, ıslık içimde kaldı. " Diyor. 
" Dalga geçme." Dedim.
 " Hadi uslu çocuk ol, kimseyle kavga etme, kimseyi dövme. Akşam ben seni alırım buradan, tamam mı? " Dedi, kaçtı adam.

      Yaramaz çocuk muamelesi de gördük şu yaşımızda, ama içten içe hoşuma da gitti. Böyle bir triplere filan girdim. Seminerin olduğu binaya girerken havamdan geçilmiyordu hahahaha :)) 

       Seminer sonrası arkadaşımla merkeze gidelim dedik. Bugün biraz yürüyelim, hem hava da güzel diye durakta otobüs beklerken ellili yaşlarda bir adam bize adres sordu. Arkadaşım yardımcı olmaya çalıştı. Bu sefer adam mevzuyu uzattıkça uzatıyor, Azerbaycan'dan gelmiş de Rusya'ya gidecekmiş de, adamın konuşmayı gereksiz uzatma şekli hoşuma gitmedi. Arkadaşımı lafa tutarak adamı susturmuş oldum. Sonra adam, alakasız bir şekilde, gideceği yere götüren otobüse değil de bizimkine bindi. Kendisi ayakta dururken, oturan arkadaşıma bakıyor baya baya. Kız da rahatsız hissetti. Elbisesi kısa değil ama toparlanmaya çalışıyor filan. O kadar sinir oldum ki herife, o sinirle göz göze geldik ve adama öyle bir "dön önüne" işareti attım ki, adam bir sonraki durakta indi. Bu sefer de arkadaşım diyor: " Vaay o bakış neydi öyle, adam resmen korktu ve iyi de oldu. " Dedi. 
" Bu benim daha bir numaralı bakışım bile değil, şükretsin o herif!" Dedim.
 Sanırsın Peaky Blinders'taki Thomas Shelby'im hahahahah :))) 

     Dere kenarında güneş gören bir masaya oturup çayımızı yudumlarken güzel bir sohbete daldık. Filtresiz bir şekilde derin sohbetler edebildiğin, anlaşılacağından her türlü emin olduğun dostluklar ne şifalı! 
      
      Nitekim, oradan çıkıp Fidan Han'a geçelim dedik ve güneşli havanın keyfini çıkarmak isteyen kalabalığa adım attık. 
Setbaşı, Heykel, Kozahan ve ....Fidan Han. 
Merkeze gelmeyeli meğer ne çok olmuş. Hele de hafta içi o kadar  kalabalık değilken, tarih kokan aynı zamanda kişisel tarihçemde de yer edinmiş mekanlarda dolanmak tarif edilmesi zor ama çok tatlı bir his. Fidan Han'ın meşhur isli Türk kahvesini yudumlarken bu sefer başka sohbetlere daldık. Zaman nasıl geçti anlamadım. Arkadaşımdan ayrılıp dönüş yolu için yola koyulduğumda kendimi hafiflemiş ve bir kışa daha yetecek kadar güneşi hücrelerimde depolamış hissettim. 

       Şimdi bu satırları yazarken bile içim ısınıyor, yüzümde engelleyemediğim tatlı bir tebessüm dolanıyor. Yalnız bugünkü yaramaz çocuk modumu ve de Thomas Shelby halimi pek beğendim. Aslında dönüş yolunda Red Kit de olabileceğimi hissettim. Ufka doğru atıyla yol alırkene şarkısını söyleyen Red Kit de çok havalı. Galiba ölmeden bir kereliğine de olsa tutuklanmak filan istiyorum, ama böyle hadsizlere had bildirirken, suçluya hak ettiği cezayı öncesinden verirken filan yakalanmış olayım. Hani öyle bir sebepten olsun ki, " Yalnız ne iyi etmiş de dövmüş." filan desinler. Hahahahhaa Alla'm çok mu saçma şeyler istiyorum senden? Rüyamda görsem de olur bence. O zaman bir an önce uyuyayım. 

Galiba iç dünyamda ben, uslu bir çocuk olmaktan fersah fersah uzaktayım. (hihihihi)

29/03/2026

Nursuz ve de Huysuz Bir Sabah

  


    Bu sabah nasıl nursuz ve de huysuz hissediyorum kendimi, anlatamam! Tatil sonrası hâlâ adapte olamadım işlere ve de rutinime. Bir de havalar kapalı, üstelik karnım ağrıyor. Şöyle battaniyeye sarılıp yatmalık bir durum ama yarın iş var ve yapılması gereken işler var. Son zamanlarda özellikle de yapılması gereken işlerim varken ve hiç enerjim yokken buraya daha sık geldiğimi fark ettim hahahah :) Ama burası benim kaçış alanım yani, bir açıdan çok normal :)

  Bu hafta tatilde yediğim hurmalar ve aldığım kilolardan sebep detoks yaptığım bir haftaydı. Aslında detoks dediysem, üç günlük bir olaydı. Ama iki buçuk kilo verdim. ( Biliyorum, bunun çoğu ödem, ama olsun mutluyum canlar :)) Okulda detoks yaptığımı bilen iki kişi vardı ve birden herkes konuyla ilgilenmeye başladı. Cuma günü iki kişinin önünde kabak detoksu yemeği vardı mesela. Meğer ne çok kişinin veremediği son iki kilosu varmış hahahaha :))) Bir de şey çok komik, insanlar böyle detoks yaparken sürekli birbirine yemek tarifi veriyor. Nitekim Semih Hoca ballandıra ballandıra bir fırında tavuk tarifi verdi ki, akşamına yaptım. Ona da resmini attım, çünkü ben hain bir arkadaşım. 

  Tatil dönüşü kızım yine hastalandı. Kızımın bebeklikte yaşadığı alerjiye bağlı bağırsak hassasiyeti yeniden nüksetti. Bu sene hastaneye gidip gelmek bizim normalimiz haline gelse de bu hastalık süreçleri öyle yorucu ki. Yine kızım için süt ürünlerini bir süre kesmemiz gerekiyor. O iyi olsun da, nasılsa alerjiyle yaşamı da az çok becerir olduk sanırım. 

    Kendi okulumda planlamam gereken çalışmalar var ve kızımın okulunda da aile katılımı etkinliğinde yapacağım etkinlikler var. Aslında bunlar benim keyif aldığım kısımlar olsa da şu sıralar içimden hiçbirini yapmak gelmiyor. Dün kızımın öğretmenine de söyledim bunu ve iki hafta sonraya erteledik bizimkini. Bazen ertelemek güzeldir arkadaşlar :) 

     Yazarken fark ettim, hayatımda kontrol edemediğim his ve hastalık gibi olumsuz durumlarda ben bu detoks işlerine filan sarıyorum. Yani aslında diyet işlerine takıntılı biri değilim ama özellikle böylesi dönemlerde sağlıklı yaşam rutini, ev temizliği, saç bakımı gibi konulara sarmak zihnimi rahatlatıyor. Sinir sistemimi yeniden rahatlatmam gerek sanırım. 

   Senin anlayacağın, şu sıralar yorgunum ve fırsatını buldukça ve de enerjim yerine gelene dek tembellik yapmaya niyetliyim. Biraz da böyleli olsun ne yapalım :) Eşimin dediği gibi buna da hakkımız olmalı. En azından söylenme hakkımız baki olmalı. ( Eşim söylenme hakkım kendisine yönelmediği sürece harika anlayışlıdır ve bunda da hakkı vardır :)) 

     Şimdi kalkıp önce bir kahve yapacağım ve eşimle iş bölümü yaparak günü planlayacağım. Başlangıç noktası olarak kahve içmek güzel bir rutin oldu bizde :) Yaprak sarması yapmayı düşünüyorum sonrasında, güzel olursa buraya da eklerim. 😆 

Adios beybiler, kendinize cici bakın! 


Stressed Out

11/03/2026

Rüyamdaki Patates Kızartması

      Dün gece rüyamda patates kızartması yiyordum. Ama nasıl güzel patates… Çıtır çıtır, üstelik öyle yağlı filan da değil. Uyandığımda canım nasıl çekmişse artık ilk düşüncem patates kızartmak oldu. Sonra diyette olduğumu söyledi mantıklı sesim.



Son bir şansımı denedim ve kızıma sordum:
“Miray, patates kızartması ister misin?”
Sonuçta kızıma yapacağım. Arada da göz hakkı niyetine iki üç tane yerim yani, ne olabilir ki?
Ama kızımın:
“Hayır, benim canım patates istemiyor.”
demesiyle o plan da güme gitti.

Öyle işte… patatessiz bir sabaha merhaba dedim. (ühü ühü)

  Bu arada neden evde olduğumuzu söylemedim. Ben bu haftaya çok yorgun ve halsiz başladım dostlar. Dahası salı günü bayılacak gibi hissedince doktora gittim. Çeşitli testler yapıldı ama ben zaten biliyordum; uzun süredir çok yorgunum ve bir güne dünya kadar iş sığdırmaya çalışmaktan tükenmiş hissediyorum.
Nitekim sonuçlara göre de sadece D vitamini eksikliğim çıktı.
Güneşli günlere olan beklentim böylece daha da arttı. Bir bahar, bir de güneşli günler iyi edecek beni biliyorum. Bir de memleket ziyareti…


Yarın memlekete doğru yola çıkıyoruz. O kadar mutluyum ki… Sadece bu düşünce bile üzerimdeki ölü toprağını büyük ölçüde attı diyebilirim.
Ben biraz evlat olmak istiyorum.
Bir anne babanın nazlı kızı olmak…
Aslında sadece Miray’a dede nine olmaları bile yeter. Ben şöyle yatağımda uzanıp kekikli zeytinyağlı kahvaltı kokularına uyansam kâfi.
Belki annem patates kızartması da yapar. Sonuçta Miray çok seviyor anneannesinin patateslerini.
Evet evet, içli köfte de çok seviyor anneannesi. Akşam için harika bir fikir.
Babacım… Hayır, Miray kadayıf tatlısı nedir bilmez, sevmez de… Ama künefeye kim hayır der? Miray derse de ben demem canım babam.
Anneciğim bu mutfaktan gelen kokular da ne?
Ay evet, ben demiştim di mi? Miray zeytinyağlı yaprak sarmasını çok sever.
Evet evet ben de severim. Haklısın, annesine çekmiş işte hahahah :)) 
Anne yeter… nolur daha fazla sevdiğim yemek yapma…
Patates olacağım ben anneğğğ!




04/03/2026

İnce Çizgiler Üzerinde Yürümek

   

    Sandor Marai'nin "İşin Aslı, Judit ve Sonrası" kitabında şöyle der İlonka karakteri:   "Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı hissetmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını hissettim. Ne yeryüzünde, ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi  yok.  Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk veren, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı."

       Bugün bir arkadaşım aradı beni ve kısa süren bir hal hatır sorma kısmından sonra bana: "Merve çok mutluyum. Artık kendimi gayet iyi hissediyorum. Bitti. Uzun zamandır saplantı haline getirdiğim düşünceler de, hisler de gitti. Tabii ki gün içerisinde onu yine düşündüğüm oluyor, aklıma geliyor ama kendi hayatımı da yaşayabiliyorum, başka şeylere de merak duyabiliyorum. "dedi. Onun bu sözleri kitaptaki İlonka'yı ve yukarıdaki sözlerini hatırlattı bana. Sahi, bazı kavramlar arasındaki ilişki ne kadar ince ne kadar da hassas :) Bazen saplantı ve aşk arasında git gel yaparken başka kıyılara savrulduğumuzun farkında bile olamıyoruz galiba. Sonra duygular yerini daha sahici bir zemine bıraktığında da şu soruyu soruyoruz belki? 

"Aşk mıydı gerçekten? Yoksa zihnimin ve kalbimin bir boşluğu tamamlama çabası mıydı sadece?"

      Bu arada aşk ile ilgili en güzel cümleyi, üniversitedeyken felsefe hocam olmasının şanslılığını halen duyumsadığım Ahmet Cevizci söylemişti: " Sevdiğin insanın hoşlanabileceği ve sevebileceği o kişi olmak isterken yaşadığın dönüşüm." demişti. Tabi burada daha iyi insan olmak, daha erdemli birine dönüşmek kavramlarını da öne attığını hatırlıyorum. Yani aşkın bizi daha iyi birine dönüştürme gücünden bahsedebiliriz galiba. Ama orada bile şöyle bir ince çizgi yok mudur? Bu dönüşüm kendimize doğru mu oluyor, yoksa kendimizden uzağa mı düşürüyor? 

       Her halükarda bizi büyüttüğüne inanıyorum. Tüm o şaşaası ve ayakları yerden kesen haliyle bizi başka diyarlara götürüp, sonra gerçekliğe geri getiriyor. Hep aynı kalmasını dilediğin duyguların bile dönüşüm halinde. Sen değişiyorsun, o değişiyor, ilişkinin kendisi bile değişiyor. Dönme dolap içerisinde birbirinin elini bırakmama isteği belki de. Ve evet bazen gerçekten  manyaksı bir hal :)

         Dönüp Ahmet Cevizci'nin sözlerine tekrar baktığımda şunu düşünüyorum: Sevdiğin kişinin sevebileceği insan olmaya çalışırken kendi potansiyelini de keşfediyorsun bazen. Benim içimde bu da varmış dediğin yerlere temas ediyorsun, o üzgün olacağına birlikte haksız olalım derken bulabiliyorsun kendini ve o haksız ortaklıkta yeni bir dil inşa edebiliyorsun :)) Galiba bu dönüşüm kendinden ve özünden uzağa düşünce acı verici oluyor, kayıp duygusu geliyor. Kendinden uzağa düşmek...Ne yakıcı bir his! Belki de iyileşme şurada başlıyor: "Onu hâlâ düşünüyorum ama kendi hayatımı da yaşayabiliyorum." cümlesinde. Tamamen unutma diye bir şey olmadığını düşünürüm. Sadece bazı kişi ve olayların düşüncemizdeki hacmi küçülür. Ve o hacim küçüldüğünde, hayat genişler yeniden. 

                                       
                                                  ( Edward Hopper- Morning Sun )                                  

        Baktım işlerime odaklanamıyorum, geleyim de yazayım dedim. Ne anlattığım konusunda bir fikrim yok ama şunu biliyorum, yazarken içimdeki düğümü de gevşetiyorum.  Kitaptaki şu bölümü okumak bile içimi ısıtıyor. Bir sıkıntının ya da duygunun pençesinde asılı kalmış hisseden herkesin bir gün İlonka gibi hissetmesini diliyorum: Bir sabah kendi yatağında doğrulup, acı hissetmeden gülümseyebilmesini.  Öyle ya; mükemmel insan yok, mükemmel hayat da yok. Ve bu neresinden bakarsanız bakın aslında acayip özgürleştirici! 

        

       BØRNS - Electric Love

26/02/2026

Yağmurlu Günde Sihirli Düşünceler

         Bu sabah yağmurla başladık güne. Bir yandan seviniyorum, barajları düşünüp mutlu oluyorum; bir yandan da o kadar giyindim ettim, saçlarımı da bu kadar güzel yapabilmişken "Bozulmasın Alla'm" diyorum. Neyse, benim küçük canavarı okula bıraktıktan sonra  kendi okuluma gelebildim şükür. Bugün neden bu kadar özenli hazırlandım? Çünkü bir aydır okul iklimini pozitife çevirmek için küçük bir proje üzerinde çalışıyordum. O çalışmayı yapacağım gün de bugündü. 

        Çalışmadan bahsedecek olursam, öğrencilere Ramazan ayı dolayısıyla küçük paketlere hurma koyduk ve üzerine de öğrenciler ve öğretmenler için yazdığım farklı sözlerin olduğu  kağıtlar iliştirdim. Bu bir takım şeylere sevimli notlar iliştirme olayını sevdim ben galiba, öğretmenler "Merve'nin tarzı" dediler alırken :) Tabi bu çalışmayı yaparken okulumuzun memuru Gül, canımız Hülya Abla'mız ve hatta Hülya Abla'mızın karşı okulda çalışan kankisi de işe dahil oldular. İşte bugün sınıfları tek tek dolaşıp onlara paketlerini takdim ettik. Erkek öğrencilerimin notları okurkenki yüz ifadeleri çok tatlıydı. Ben galiba "utanıp gülmemeye çalışma" gülümsemesini pek seviyorum ve bugün bolca gördüm :)) Öğrencileri de öğretmenleri de mutlu eden minnoş bir çalışma  oldu senin anlayacağın. 


        Bu çalışmadan sonra odama geldim ve bir süre penceremden yağmurun yağışını izledim. Bir ara lapa lapa kar bile yağdı yahu :) Ne güzeldi. Bazen yaşamak çok tatlı hissettiriyor. Sonra  "Yağmur ne zaman bitecek acaba?" diye düşündüm. O sırada bilgisayarımın sağ altında hava durumunu gösteren bir kısım var. "Yağmur bitecek." yazısını gördüm, çok güldüm :) Düşünsene aklımdan geçen soruların cevaplarını bilgisayar ekranımda gördüğümü, nasıl olurdu acaba?

+"Öff canım çok tatlı istedi, ne yesem ki?"

-  " Tatlı yeme. Dün yedin."

+ "Kahve mi içsem, çay mı?"

- "Çay iç."

+ " Sence bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak sarımsaklamasak da mı saklasak?"

- 404 Not Found.

Aha yine bozdum bilgisayarı! Bilgisayar demişken, artık kaçtığım evrak işlerime el atmam gerek. Bu küçük molamda buraya gelmek iyi geldi. Hadi o zaman kendinize cici bakın sevgili dostlar !


Brittany Howard- Stay High

16/02/2026

Güneşli Günler ve Bizi Tutan Şeyler

   

     Bugün ne güzel bir gündü değil mi?

   Kahvaltıdan sonra yürüyüş yapmak için dışarı çıktım. Daha adımımı dışarı atar atmaz içim açıldı. Günler süren yağmurlu ve kapalı havalardan sonra güneş değdiği yeri ısıtıyordu sanki. Derin bir nefes aldım, ohhh bahar havasıydı bu. "Bir dakika, bu duyduğum kuş sesleri mi yoksa? "dedim ve gerçekten durup dinledim. Valla kuş sesleri, dedim kendi kendime. Kulaklığı çıkarıp cebime koydum. Müziğe ihtiyacım yoktu. O andan sonra yürümüyor adeta  uçuyordum. 

    Evimin yakınındaki, her zamanki yürüyüş yaptığım parka yollandım. Kediler, mutlu mesut sere serpe uzanmış güneşleniyorlardı. Aferin dedim içimden, bu dünyanın tadını çıkarmayı öğrenmek için kedileri izlemek gerekiyordu belki. Bizden çok daha fazla şey bildiklerine emindim. 

    Yaklaşık on beş dakika yürüdükten sonra  dayanamayıp eşimi aradım. "Hava çok güzel, hadi denize gidelim. " Dedim. Bir saat olmadan yola çıkmıştık bile. Tam Kumla'ya doğru gidiyorduk ki, kızım bizimle aynı fikirde olmamış olacak, " Beni Özdilek'in bahçesine götürün. Ben denize gitmek istemiyorum. " Dedi. Eşimle birlikte ikna etmeye çalıştık ama kızımın isteği başkaydı:  Fırından otlu poğaça almamızı ve büyük, yeşil bahçede birlikte piknik yapmamızı istiyordu. Bu kadar basit ve net bir istekti ve gözünden de iki damla yaş akınca dayanamayıp rotamızı o şekilde değiştirdik. Ne yapalım ya, onun dediği olsundu :) Bu kadar detaylıca kurulmuş bir hayale kıyamazdık neticede. 
 
      Çocuklu aileler, çiftler, öylesine alışverişe gelip güneşi gören insanlar...Senin anlayacağın pek çok kişi güneş gören bu bahçede keyifli bir Pazar geçiriyordu.Top oynayanlarla ve tavşan besleyenlerle birlikte bayağı canlı ve güzeldi bahçe. Kızımın isteğini yerine getirdiğimize daha da mutlu olduk bir süre sonra. Top oynadık, tavşan besledik, piknik yaptık ve de oyun alanında kızımla anne kız yarışları yaptık. Yalnız bazı oyunları asıl ben  oynamak istediğim için kızımı yönlendirmiş olabilirim hahahah :)) 

     Pikniğe rağmen eve geldiğimizde acıkmış bir durumdaydık. Allah'tan yemeğim vardı ama yanına salata da yapmak istedim. Kerevizli elma salatası tarifi vardı ne zamandır yapmak istediğim, onu yaptım. Kereviz fanı değildim ama bu salatayı tadar tatmaz gözümde kalpler çıktı. Kereviz sevmiyorsanız size de öneririm! :) 

   Ve günü, yarın okula gitmeyeceğim diyen kızımın ağlamaları ve sarılarak uyuyakalmasıyla kapattık. Yine bir hastalık sonrası okul günü krizi... Yine de ağlayabilmek ne mühim olaydır, kızımla daha iyi anladım. Ağlıyorsak ve bir şekilde o hüznün içinde kalabiliyorsak, kabul etmeye de o kadar yakınız aslında. Hele de o süreçte bize sarılan ve bizi tutan biri varsa... Zorlukları baş edilebilir kılan en önemli şeylerdendi bunlar. 
Güneşli günleriniz ve zorlu günlerinizde sizi tutanlarınız çok olsun dostlarım! 
Mutlu bir hafta dilerim hepinize 💕

11/02/2026

Kitap Okuyacağım Derken Yediğim Çikolatalar

   



    Okulda özellikle de tatil dönüşleri işlerim çok yoğun oluyor. Toplantılar, tutanaklar, tekrar toplantılar, okul dışı meslektaş toplantıları, vs. derken o kadar çok sosyalleşiyorum ki, bugün bir süre kimseyi görmek istemediğime karar verdim. Cuma günü için buluşma ayarlamak isteyen arkadaşlarıma dedim ki: " Bir süre siz de dahil kimseyle toplanmak filan istemiyorum. Toplantı sonrası bana özet filan da yazmayın. 🤣" Güldüler ama çok sahici dedim ben :) 

  Dün psikolojik danışmanlara yönelik sabahtan akşama üç toplantı koymuşlardı ve haliyle kendi kurumlarımızda değildik. Toplantı arasında arkadaşlarla bir kafeye gittik ve tabi herkes kendi okulunda yaşadığı durumları anlattı. Bir arkadaşım şey dedi:" Okulda zümrem sert mizaçlı ve ben öyle değilim. Ona bir yazı geldiğinde çok nazik bir çerçevede söylüyorlar. Bana gelince daha hoyrat bir tavırları var. Öyle mi olmak gerek? Biraz daha soğuk ve mesafeli olsam belki daha iyi olurdu, ne dersiniz? " Dedi. Tabi biz de kendi fikirlerimizi sunduk. Böyle laf lafı açtı ve ben de kendi rahatsız olduğum tiplerden bahsettim biraz. " Gerçek manada bir çalışma yapmayıp orada burada gezen, herkesle oturup bağlantı kuran ve sürekli yapmadığı işin reklamını yapan tipler neden daha başarılı gibi algılanıyor arkadaşlar? " Derken buldum kendimi. Bu duruma olan öfkemi onlarla konuşurken fark ettim hatta. Sahi siz de yaşadınız mı böyle bir durumu? Hadi diyorum başlarda insanların gözünü boyadın, sonra insanlar eyleme bakmaz mı? Ya da bakmıyorlar mı? Vitrine mi bakıyoruz sadece biz? 

    Öyle işte. Galiba ne soğuk ve mesafeli davranarak "ağırlık" koyacak biriyim ne de reklamcı bir yönüm var. Bütün bunlara zamanım ve enerjim filan da yok. Ay umrumda da değil! Anlamlı olacak, birisi için fark yaratacak bir şey yapmadıysam ne anladım ben o işten! 

      Yarın kitap kulübümün toplantısı var ve elimdeki kitabı bitirmem gerek, henüz yarısında bile değilim(ühüüü 🥲).  Kitabı okumak yerine dünkü sohbete gitti zihnim ve bunları düşünürken iki çikolata yedim. Böylece dün sporda yaktığım kaloriyi yerine koymuş oldum. 😆😅 Pişman mıyım, emin değilim. Sınav zamanı ders çalışmak yerine farklı şeylerle ilgilenen sevgili öğrencilerim gibiyim, bakın hiç aklımda yokken bir yazı bile yazdım, hahahah :)) 
Hadi kendinize cici bakın! 
Adios beybiler! 
     
    

05/02/2026

Amazon Kadınının Gün Raporu

   

    Bu sabah geç uyandım. Alarmı ne zaman kapattığımı bile hatırlayamadım. Tabi kalkar kalkmaz başladı benim maraton. Önce kendini hazırla, sonra Miray'ı uyandır ve onu okul için hazırla ( yemin ederim bu kısmı en zoru) gerekli her şeyi yanına aldığından emin ol ve kapıyı kapat derken duyduğum o ses: 

" Anne çişim geldi.


    Tamam yavrum, aferin evladım, sonunda tuvalete gitmeye karar verdin ve biraz yanlış bir zamanlama oldu ama olsun güzel kızım. (Dişleri sıkılı bir şekilde gülümseyen anne emojisi nerde?) 

    Derken arabaya bin ve fazla hız yapmadan okula yetişmeye çalış. Sağ şeritte efendi efendi giderken dibine kadar giren arabaya sövmemeye çalış. 

    Miray'ı okula bırak. Kan, ter, gözyaşı... Hastalık döngüsünden sonra okuldan uzaklaşan çocuğun bitmeyen okula yeniden alışma dramı...Yarım saat içerisinde mutlu video ve fotoğrafları gelecek bana ama hâlâ karnıma ağrılar girdiren bir süreç bu. 
Kendi okuluma yetişmeye çalışırken o gün işi çıkan ve zorunlu olarak orada bulunamayan kocaya kızmamaya çalış. ( "Adamın ne suçu var? Senin sinir sistemin fazla uyarıldı, sadece bu. " Diyerek kendini telkin etmeye çalış.) 

     Okula gel. Gördüklerine  gülümse:"Günaydın, günaydın herkese." Odaya gir ve  sırtını kapıya yasla. Derin bir nefes al. Bu savaşı sen kazandın şampiyon. Günümüzün Amazon kadını, Zeyna'sı. Hadi sür rujunu. Tazele kendini. Aynada gördüğün saçı başı dağınık kadına gülmemeye çalış. 

    Görüşmeler, sınıf rehberlikleri...Tam "Ohh azıcık durayım. " demişken, teneffüslerde gelip içindeki tüm negatifliği sana anlatan öğretmeni nezaketle dinlemeye çalış. "Neyim ben, benim sınırlarım nerede, kendimi korumam gereken duvarlarımı nereye koymalıyım? "diye için içini yerken, senden sürekli beklenilen şeyleri düşünmemeye çalış... 

    Ve günün sonunda, artık çocuğu uyutmuş ve kendime kalabilmişken fark ediyorum ki, tüm anneler Zeyna'dır ve Zeyna'lar yorgundur. Aksini ya da daha çok yorulduğunu iddia eden babadır. 🤣 
Bazen yapabileceğin en iyi şey devam etmektir, dibine kadar girip seni rahatsız eden o arabaya rağmen hem de. 
Ne kadar "sınır koyma" çalışırsan çalış, bi bakmışsın herkesi dinliyorsun. Ver ver ver. Ta ki bitene dek. İçindeki sabrı tüketene dek.  Bu böyle olmamalıydı sanki hocam, biz buraları çalışmıştık. 
Çalıştığım ve çok iyi bildiğim yerlerden sorumluluk sınavına kalmam ilk değil be guzum. 
Olacak, o da olacak. 
Ne zaman ki sabır seviyem sıfırı tüketecek, o zaman bakacağız duruma. 
Şimdilik mücadeleye devam Amazon kadını. Hele bir uykumuzu alalım da. 






   

30/01/2026

İyi İnsan Olduk, Yine de Tır Çıktı

  
   Size üniversitedeki mavi koltuktan bahsetmiştim hatırlarsanız... 
Bu hafta o koltuğun müdavimlerinden olan, İstanbul'da yaşayan çok sevdiğim dostum Zeynep'i  ziyarete gittik ailecek. 

   O mavi koltukta kıkır kıkır gülüp, dört sene sonraki halimize videolar çektiğimiz günler geldi aklıma, hahahahha :) 10 sene sonrasını hiç çekmedik ama halimiz çok komikti. Zeynep iki yaşındaki oğlunun bizi çok mutsuz bir şekilde karşılamasına biraz sinir oldu. Ben dört yaşında çocuk annesi olarak iki yaş sendromlarına ve uykusu gelen çocuk hallerine hakim olduğumdan: " Olur öyle şeyler yavrucum " Deyip durdum. Yalnız ben annelikte biraz daha tecrübeli olma halini çok sevdim. Çünkü bu alan kendini annelik rolünde keşfederken bir yandan sürekli bocaladığın, bazen doğrusunun ne olduğunu bilemeden el yordamıyla ilerlediğin ve çocuğunu büyütmüş mutlu annelere hasretle baktığın bir dönem olabiliyor... Haliyle canım arkadaşımı çok sevsem de bir parça tecrübeli- rahat anne pozu kesmiş olabilirim. Buradan siz değerli dostlarıma da bunu itiraf etmekte bir beis görmem, göremem! :)) 

      Birbirine hoş bakışlar atmayan sevgili yavrularımızı oyuna dahil etme görevini babalara devretmeyi bildik. Onlar  çocuklarla birlikte oturup trencilik oynar ve bir yandan sohbet etmeye çalışırken biz yeniden o mavi koltuğa dönmüş gibi heyecanla birbirimize son haberleri verme gayretindeydik. Annelikten sonra çok unutkan olmaya başladığımızı fark ettik mesela ve beynimizi üç kişilik kullanma durumundan kaynaklı olduğunda anlaştık. Bu çok iyi geldi :)) Bir de erkeklerin de lohusalık ve hassas dönemleri olduğu konusunda anlaşma sağladık. Sonra birbirimizi övme kısmına girdik ki, bunun verdiği enerjiyi verecek başka bir aktivite tanımam arkadaşlar. Eskiden de ne zaman bir araya gelsek, önemli bir süreyi buna ayırıp sonra da odalarımıza dağılırdık. O an aramızda olmayan arkadaşımıza da fotoğraf ve mesaj atmayı ihmal etmedik tabikisi de. 

    Senin anlayacağın harika bir buluşmaydı. Aslında harika bir gündü, demek isterdim ama İstanbul trafiği buna engel oldu diyebilirim. İstanbul'da yaşayan dostlar nasıl hayatta kalıyor, ne yapıyor da iş çıkışı eve ulaşabiliyor? Şehrin içinden çıkmaya çalışırkenki geçirdiğimiz süre, İstanbul- Bursa arası yolu ikiye katladı neredeyse. Tam trafik açıldı artık Bursa yolundayız ohh dedik, bu sefer de tırın bir tanesi hızla şerit değiştirip neredeyse bizi yok ediyordu. Bu güzel yazıya bu korkunç detayı eklemek istemezdim ama bazen güzel şeyler ve korkunç şeyler ardı ardına yaşanabiliyor arkadaşlar. Hayatın matematiği çok farklı. Bir de ben kontrolcü bir yapıya sahibimdir. Yola çıkmadan en az üç gün evvel başımıza kötü bir şey gelmesin diye olabildiğince iyi insan olmaya çalışırım, herkes hakkında iyi şeyler düşünmeye çalışırım filan 😆 Bak işte, kontrolcü yanıma hayat nasıl da nanik yaptı. 

     Olayın iyi tarafından bakarsak, bu yolculukta kontrolcü yanımın işlevsiz olduğu ve beni işlevsiz bıraktığı konuları da düşünme fırsatım oldu: Hâlen yüzememek, kendimi suya bırakamamak gibi. 
Ve bir şekilde, anlık yaşanan o olayda başımıza kötü bir şey gelmemesi ve halen hayatta oluşumuz, ölümden çalınan zamanlar gibi hissettirdi. "Şükürler olsun, hayattayız!" Hissiyle doldum. ( Ya da yaşadığım korkuyu bu tür şeylerle süslüyorum :) 

    Öyle işte. Bu da böyle bir anı oldu...Ben bir şey daha anlatacaktım ama unuttum bak. Neyse nedenini artık biliyorsunuz diye tahmin ediyorum, hahahah :)) Haftaya da okullar açılıyor zaten. Öğrencileri çok özledim ama öğretmenlerin bazılarıyla keşke hiç karşılaşmasak! Neyse bir ara ondan da bahsederim, nasılsa bir süre yolculuk filan yapmayacağız :)) Hadi ben kaçtım beybiler 💃💃

23/01/2026

Bir Ayrılık Ritüeli: Helva Kavurmak

    Eskiden tatil dönemlerini çok severdim. Çünkü tatil demek, çok sevdiğim Celal Amca'mın ve ailesinin bize gelmesi ya da bizim onlara gitmemiz demekti. Böyle ayrı şehirlerde büyük ve geniş aile olmayı başarmış o şanslı kişilerdik. Çocukluğumun en güzel yaşları ve ergenliğimin ilk adımlarında onlar vardır hep. Tatil güzeldi güzel olmasına, ama ayrılık vakti geldiğinde bir hüzün kaplardı çocuk kalbimi. Hele onlar gittikten sonra evde eksilen sesler, alışmaya zorlandığım boşluk hissini de beraberinde getirirdi. 

    Şimdi kız kardeşim için de gitme vakti... Yaklaşık iki aydır bizimle olan macerası artık bitiyor. Kız işten ayrıldı ve morali bozuk, biraz değişiklik olsun diye buraya geldi ve kreşin envai çeşit virüsünden o da payını aldı. Üstüne üstlük hastayken çocuğuma da baktı. Yalnızlık üstüne söylenen onca güzel söze inanmayın dostlar! Bizim yaşadığımız müddetçe birbirimize deli gibi ihtiyacımız var. 

     Kız kardeşim gitmeden kızımın doğum gününü de kutlamak istedik. Aslında kızım Ekim doğumlu ve biz her ay bir pasta alıp onun doğum gününü kutluyoruz :))) Mumları üflemeye bayılıyor ve her defasında çok heyecanlanıyor. Kız kardeşim varken biraz daha özenli olsun istedik ve kızımın  şu sıralar en sevdiği hayvan olan "tavşan" figürlü bir pasta istedik aynı zamanda komşumuz olan pasta şefi Özlem Hanım'dan. Yalnız şu güzelliğe bakar mısınız :)) 


     Tabiki kızım resmen bayıldı pastaya. :) Kızımın 4 yaşı için unutulmaz fotoğraflarda yerini aldı, masal diyarına götürdü bizi âdeta. Kız kardeşimin son gecesini de bu şekilde geçirmiş olduk.

     Yarın o gittikten sonra evde oluşacak boşluğu düşünürken bunlar geldi aklıma işte. Bu arada annem ne zaman bu sessizliği hissetse, hatta yakın arkadaşlarından biriyle arası bozulsa filan mutfağa gidip helva kavurur. 🤣 Belki de benim bu geleneği devam ettirmem gerekli. Sevilen kişiyle araya giren mesafelere göğüs germe, bir baş etme yöntemi olmalı belki de bu! Neden olmasın? 


Ezginin Günlüğü- Ebruli

11/01/2026

Bir An'ın İçinde Kalmak- Mavi Koltuk

 
    Bazen sessizliğin içinde düşünür ve duvarı izlerken şöyle derim: " Keşke tam da şu an istediğim bir 'an'ın içine dönebilsem." Belki bir kaçış isteği, belki sinir sistemimin rahatlama ihtiyacı ya da sadece bir "özlem" anı..

     Bugün yine tavana bakarken gözümü kapatıp üniversite yıllarımdaki öğrenci evimize gittim. Bir aile apartmanının ikinci katında büyük bir ev hayal et. Kapıdan gülerek ya da yarım kalan bir konuyu tartışarak giren üç genç kadın... Üçü de aynı anda bir şey anlatıyor ve gülüyor. Dışarısı o kadar soğuk ki, evin sıcaklığı üçünü de daha kapıdan girer girmez rahatlatıyor. Birazdan mutfakta buluşmak üzere üçü de odasına dağılıyor. Taytını kalın çoraplarının içine sokan saçlarını rastgele toplayan, üzerine meşhur hırkasını giyen kızımız çay suyunu koydu bile.  Mutfakta kahvaltı hazırlarken sohbetlerine devam ediyorlar. Dışarıda sütçünün sesi duyuluyor. İçlerinden biri sütçünün anonsuna kahkahalarla gülüyor. :)) Diğerleri de onun gülmesini komik bulmuş, neşeli sıcacık bir ortam.:) 
 Havada çay demlendiğinde odaya sinen aroma kokusu...

       Zengin bir kahvaltıya oturup kendilerinden beklenilmeyecek ölçüde yiyorlar. Çünkü sohbet koyu. Bazen sessizlikler oluyor, üçü de bir yere dalıyor. Sonra el birliğiyle kaldırıyorlar sofrayı. Mutfak çiçek gibiyken, Türk kahvesi yapıp meşhur koltuklarına uzanabilirler. 

    Bu koltuğu anlatmam gerek. Gece mavisi renginde, kızlardan birinin öğretmen dayısı kendi evlerinden getirmiş. Ama o kadar işlevsel bir koltuk ki bu, altını açınca üç kişilik yatak haline geliyor. Kızlar bu koltuğu hep yatak formunda kullanıyorlar. Koca evde vakit geçirdikleri yer genelde orası. Vişne suyuyla kafa bulmayı başardıkları, birayı ilk kez denedikleri... Hayallerini paylaştıkları, saçmaladıkları kimi zaman duygulanıp ağladıkları ama her daim gülmeyi başardıkları koltuk. Terapi koltuğu adeta. 
    
     Bu gece o koltuğa uzandım ben. Kızlar yanımda bir şeylere kahkahalarla gülerken, ben anın tadını çıkardım. Onlar arabesk şarkıları şakasına düet ederken, kayda aldım. Bir yerinde ben de eşlik ettim. Uykumuz geldiğinde yatağa gitmek zor geldiği için ışığı kapatıp o koltukta uyuduk yine. Herkesin üstünü örttüğünden emin oldum, çünkü evin anaç tavuğu benim. "İyi geceler kuzucuklarım. " dedim. İyi geceler ✨

"İncinmişsin, " dedi

   Günlerdir hayatımın en güzel uykularını uyuyorum. Akşam kızımı uyuttuktan sonra şöyle bir yatma hazırlığı yapıyorum. 23.00 civarı yatağa ...