22/07/2026
Küçük Bir Duyuru
13/07/2026
Ölüdeniz Tatili ve Bavulumdaki Kaygı
![]() |
| Ölüdeniz'den bir gün batımı |
İlk gün otele girince bir garipsedim, yolculuğun yorgunluğuyla birlikte gıcık bir kadına dönüştüm adeta. Eşim dedi ki: " Merve, bence şu an her şey gayet güzel ve tertemiz görünüyor. Kaygın hâlâ yüksek. O yüzden her şeye biraz önyargılı ve olumsuz bakıyorsun. Bir rahatla. Kızımız da biz de iyiyiz. Bir şey olmaz, ama olacak olursa bakacağız çaresine. " Dedi. Adam bu sözleriyle beni âdeta resetledi dostlar. Ve gerçekten de gri ve olumsuz gördüğüm şeyler bir anda renklendi, mânâlı hale geldi. Bir de ne olursa olsun bir uyuyup uyanmak daha iyi hale getiriyor bence her şeyi. Sertab boşuna demiyor " Bir çaresi bulunur elbet canım, bir uyuyup uyanalım. " Diye.
Hatta öyle ki, her akşam yemeğinden sonra mini club yapıyorlar ve sonrasında da yetişkinlere yönelik etkinlikler yapılıyor. Mini club'ta çocuklara yönelik danslar yapıyorlar. Öyle eğlenceli ki, kızım bayılıyor dans etmeye ama çekingen olduğu için benimle birlikte çıkmak istiyor sahneye. Ben de onun için çıktım birlikte yapmaya çalıştık figürleri... Derken bir anda Macarena şarkısını açtılar ve herkesi sahneye davet ettiler. Bu şarkıda ben kızımı unuttum dostlar, bildiğiniz kendim için dans etmeye başladım. Birkaç tane Rus kadın da birden atladı sahneye. Hahaha, hani müzikal filmlerde birden şarkıyla birlikte dans etmeye başlarlar ya, tam da öyle bir an oldu ve çok tatlıydı. Macarena'dan sonra Waka Waka dansını da öğrendik ve yaptık hep birlikte, mini cluba farklı bir soluk getirdik ama bence çok daha eğlenceli oldu :))
Çok şükür hastalıksız, kazasız belasız güzel bir tatil oldu ve döndük evimize. Bir daha çocukla Fethiye'ye gitmem ama Budapeşte-Viyana'ya gitmek için çoktan uçak biletlerini aldık bile. :)) Bakalım sırada o var, ama daha ona çok var. Kaygı düzeyi yüksek bir insanım ve bununla birlikte bebek adımları değil bazen dev adımları atıyorum. Yine de beni koruyan bir güç var gibi hissediyorum böyle anlarda. Karnımdaki yumruyu biraz daha gevşetmek ya da bendeki etkisini azaltmak isterdim. Umarım o da olur.
03/07/2026
Sonrası Sonra
![]() |
| Kendi objektifimden gün batımı |
Gecenin şu saatinde uyuyamadım. Kaygılı, depresif, umutlu, sakin...her şeyden biraz birazım :) "Yahu Annabell yine ne oldu? " Diye soruyor musun bilmiyorum, ama ben anlatacağım :)
Geçen hafta okulların kapanmasına bir gün kala, arkadaşımda toplaşmıştık. Miray daha okuldaydı ve benim için şu küçük özgürlük anlarından biriydi, anlarsın ya. Tam da böyle çocuğunu büyütmüş, okula yollayıp arkadaşlarıyla yeniden sosyalleşmeye başlayan anne modlarında sevinirken ve benim annelik konusunda pimpirikli olduğumu söyleyen bazı kişilere içten içe nanik yaparken kızımın okulundan arandım. Ateşi çıktığını öğrenince ayaklandım ve bir koşu kızımı okuldan alıp eve geldim. Sonrası yüksek ateş, üst üste kusma vs. Senin anlayacağın hoş olmayan bir tablo ve tabiki o geceyi hastanede serumla, ateş düşürmeyle filan geçirdik.
Aradan bir hafta geçti ve bu süreçte kızımın artık toparlandığını düşünüyordum. İlaçları da bitmişti. Ve yine arkadaşlarımdan birine davetliydik akşam için. Kızım benden daha heyecanlıydı bu misafircilik işine ve birlikte güzel güzel hazırlanırken, birden bire yine kusmaya başladı küçüğüm.
Ne oldu, yine ne olmuş olabilir, acaba tam düzelmedi mi, derken o kaygıyla tüm planları iptal ettik tabiki. Ve fakat kızım kustuktan sonra rahatladı ve oynamaya başladı. İştahı filan da açıldı. Şimdi arkadaşıma gideyim desem içim rahat etmez, evde kalsam kendime acıyorum ve kaygım halâ geçmiş değil. Eşime:" Ben bir nefes alacağım. " Diyip çıkıp yürümeye başladım. Kendi kendime düşünüp yürürken, baktım yanaklarımda bir nemlenme hissi var. Farkında olmadan ağlamışım...Şaşırdım da kendime, ama bir rahatladım ki sorma.
Çok ikircikli hisler bir bakıma. Hem annelik içgüdüsüyle kaygın tavan oluyor; çocuğun iyiyse ve o hastalıklı hali geçtiyse bu sefer de kendine ve heveslerine acıma hali geliyor. Kendine acırken bundan dolayı pişmanlık da hissediyorsun bazen. Çünkü nihayetinde sen bir anasın ana. Gerçi şu pişmanlık duygusuyla benim pek işim olmuyor, oralarda çok bulunmuyorum ama yine de şöyle bir esintisi dolaşmıyor değil.
Bazen de böyle oluyor işte. " Heh şimdi oldu, rahatlayabilirim. " Gibi bir hayat noktası yok, ben artık anladım. O nedenle her şey ve herkes iyiyken, yani o küçücük anlardan bahsediyorum, öyle nadir anlarda yapıştıracaksın keyifli eylemlerini. Ya da farkına varıp keyifle yayılacaksın koltuğunda, sevdiğin bir şeyler içeceksin. Sonrası sonra...
28/06/2026
Dudağımdaki Uçuk, Etrafımdaki Kaos
Olleeeeyy tatil başladı oleeey!!!
Ben ve alt dudağımdaki kocaman uçuğum birlikte geldik bugün. Anlatacaklarımız var size dostlar!!
Arkadaşlar ben bir aydır yoktum, çünkü değişik, saçma sapan günler yaşadım. Ne demek istediğimi anlatmaya çalışırken mevzuları uzatabilirim, sıkıcı olabilirim. Benim bugün anlatmaya ihtiyacım var ve açıkçası bu ihtiyaçla geldim buraya.
Şöyle ki, yaklaşık on yıldır çalıştığım kurumda geçen sene idari kadro değişti ve yeni müdür geldi. Geçtiğimiz sene Müdür yardımcıları okul öğretmenlerinden oldu ve bir şekilde yeni gelen müdür de ( adına Mehmet Bey diyelim) kuruma uyum sağladı, güzel geçti yani. Bu sene müdür yardımcılığı kadrosuna üç yeni arkadaş geldi. Üçü de birbirinden farklı, değişik kişiler.
Bu kişilerden bir tanesine Hande diyeceğim. Hande hanım her şeyi bilen, müdür gibi emirler yağdıran, müdüre haber vermemiz gereken kısımları bile kendisine söylememizi isteyen bir tip. Çalışkanlık adı altında müdür yetkilerini kullanıyor filan, Mehmet Bey de her şeyi bıraktı kadının üstüne, suya sabuna dokunmuyor. Okulun dinamiğini bilmeyip anlamadan hop yeni kurallar, birbirinden habersiz işler yaşanıyor ve bir şekilde idarede sıkıntılar çıkmaya başladı ve Mehmet Bey ilk dönem sonunda istifa ettiğini duyurdu bizlere. Neyse ona güzelce teşekkürümüzü edip veda ettik.
İkinci dönem yeni gelen görevlendirme müdüre merhaba dedik. Ali Bey, yani yeni gelen müdür de özel hayatını toplantıda rahatça anlatan bir tip çıktı. Önceki eşi ve ikinci eşiyle ilgili bahsettiği şeylere insanlar bir anlam veremedi. Ama her nasılsa bu müdür beni pek sevdi. Aslında diğer öğretmenler de sevdi müdürü, çünkü üslubu kırıcı olmayan, iyi niyetli yaklaşan ve net cevaplar veren bir insan olduğu da anlaşıldı zamanla. Ve fakat Hande Hanımla yıldızları barışmadı. Çünkü Hande Hanım müdürün adına konuşup öğretmenlere görev yağdırmaya çalışırken, Ali Bey "Bir dakika Hande Hanım, ben müdür olarak buradayım ve bunlar benim işim, kavram karmaşası var belli ki aramızda bunu bir netleştirelim. "dedi. Yani tam olarak böyle söylememişse de aralarındaki mevzu böyle başladı. Bunu duyan Hande Hanım, profesyonelliğini bir saat anlatan Hande Hanım'ın içinden çirkef bir kişilik çıktı ve okul personeline dahi yansıyan bir tartışma yaşandı aralarında. Okul küçük olunca herkesin her şeyi öğrenmesi de çok kısa sürdü tabi.
Müdürle Hande Hanım'ın arası kötü olunca Hande Hanım herkese melek oldu. Kimisine ( ben de dahil) müdürle yaşanan olaydaki melek rolünü anlatarak işi başka noktalara taşıdı.. Yüzüne bakmayıp haddi olmadan yüksek perdeden konuştuğu öğretmenlerle kahve ikramı eşliğinde cici sohbetler etti. Müdür bey de tabi durumu anladı ama henüz kadrosu gelmediği ve akıbeti de ne olacağı belli olmadığından sessiz kalmayı tercih etti. Geçtiğimiz hafta müdür beyin kadrosu da geldi, yani artık bir değişiklik olmazsa önümüzdeki birkaç sene bu okulun müdürü olacak. Bakalım gelecek sene neler olacak?
Şimdi buraya kadarki kısım idarede yaşanan şeyler. Ben nereden biliyorum? Çünkü Hande Hanım da müdür bey de işle alakalı görüşme talebinde bulunarak bana bu mevzuyu kendi açılarından anlattılar. Ben tabi orta yollu cümleler kurup iyi dileklerde bulundum ama dışardan bir tanık gibi hissetmeye başladım kendimi yaşananlar karşısında. Ne bileyim Hande Hanım bana böyle cici cici konuşur hep, müdürle tartışmasını ve sonraki yaptıklarını görünce " Neler oluyor Altan? " Dedim kendi kendime. Müdür beyin küçük hesaplamalarına şaşırdım. " Bunlar kurt olmuş yahu! " Dedim. Sonra da baktım kendi zihnimde de olayları fazla düşünüyorum, kendi kendime ikisini de tanımadığımı söyledim ve anlattıkları kadar profesyonellerse oturup bu krizi çözsünler amaaaan dedim. Çünkü öyle.
Şimdi diğer bir konu da öğretmenler. Ben genelde meslekçi hocalarla iyiyim. Kadın öğretmenlerle bir iki kişi hariç çok yakın değilim çünkü dedikodu temelli bir ortam var bizim kurumda ve kendimi geri çekmekte buldum huzuru. Benim yakın olduğum iki hoca da ben gibi kendi hallerinde tarafsız olmaya çalışan kişiler. Neyse bu büyük kadın grubu bir sebepten ( saçma sapan bir sebepten) araları açılmış iki gruba bölünmüşler. Resmen vazgeçilmeyen insana dönüştük son bir ayda. O grup geliyor diğer grubu kötülerken bana diyor ki " Senle ilgili de konuştular, kim hakkında konuşmuyorlar ki iki yüzlüler. " Diyor. Diğer grup geliyor resmen aynı cümleleri kuruyor. Yani buradan çıkan sonuç ne? Bunlar zamanında iyiyken oturup bir güzel beni de konuşmuşlar hahahahah :))) Kız sizin başka işiniz mi yoktu Allah aşkına ya! Bir de ben şaşırdım mı, hayır. Ama günün sonunda keşke barışsalar da yeniden bizi konuşsalar, eskiden daha huzurluydum, dedim yani.
Senin anlayacağın saçma sapan kaosların ortasında kaldım. Değişik insan tipleri tanıdım. Bir yandan da kendimi gözlemledim. Ben olayların içinde değil de kenarında durayım istedikçe merkeze çekiliyor gibi hissettim. Absürd bir hikayenin içinde buldum kendimi.
Ben artık şuna eminim, eğer bir insanla oturup konuştuktan sonra ikircikli hissediyorsam sezgilerime güvenmeyi seçmem gerek. Vardır kalbimin bir bildiği deyip temkinli bir noktada durup düşünmem gerek. Bazen akıl çok güzel açıklamalar yapıyor, mantıklı nedenlere bağlamak istiyor insanların davranışlarını. Ama sezgim " Bir dakika" diyorsa durmak en iyisi belki de. Bir de ben insanları o kadar da fazla anlamak istemiyorum ya. Valla bak. Yani mesela kadın türlü entrikalar yapıyor, benim alanıma da giriyor ve özür filan dilemiyor hakkı gibi görüyor; sonra bir sohbet anında gelip bana annesiz büyüdüğünü anlatınca ben bu kısımla onun diğer bütün davranışlarını anlamlandırma gayretine girişiyorum. Bu beni aşırı yoruyor.
Neyse dostlar... Gördüğünüz gibi bir aylık yokluğumu bir bavul hikayeye sığdırdım da geldim. Daha ne kirli çamaşırlar var da ben onları yıkamak filan değil, direk çöpe atmak istiyorum. Bir süre kimseyi dinlemek ve de anlamak istemiyorum. Ve mümkünse başka bir kuruma geçmek istiyorum. Duaysa dua manifestse manifest, sizi de tüm tuşlara basmaya davet ediyorum. Şu Annabell için iyi dileklerinizi esirgemeyin sevgili dostlar 🤣😆
01/06/2026
Bayram Tatili, Kelebekler ve Küçük Mutluluklar
Dün öyle garip rüyalar gördüm ve o kadar az uyudum ki totalde, yine de kendimi harika hissediyorum. Aldığım takviye ve ilaçlar işe yaradı diyebiliriz galiba :)) Kendimi enerjik bir sosyal kelebek gibi hissederken buraya da gelmek istedim. Zira hep hastalık hep kasvet konuşmak istemiyorum buralarda. Bir de insanın ürettikçe üretesi, tembelleştikçe de tembelleşesi geliyor gibi. En azından benim için durumlar böyle. O halde üretken bir günden merhaba :))
Bayramda dokuz günlük tatil hem iyi geldi hem de uzun. 5 yaşında bir çocuğu sabahtan akşama minimum ekran süresiyle eylemeye çalışmak cidden zordu. Bu çocuk bir de bebek gibi "Anneeeeğğğ yanıma gel, anneeğğ benimle boyama yap. Anneeeğğğ gel barbie evinde oynayalım." diye tutturunca en son çareyi "Ben hasta olayım sen beni tedavi et." türevi oyunlarda buldum. :)) Birlikte kek yaptık, salıncakta sallandık ( onun beni salıncakta sallama isteğine hayır demedim tabii ki :), güneş bizi yakıncaya dek parkta sonrasında serinlemek için de AVM'de vakit geçirdik. Bolca dondurma yedik, akşamları patlamış mısır balkon keyfi yaptık. Kirazlardan kulağımıza küpeler yaptık :) Tabi kimi zaman bu programa eşim dahil oldu kimi zaman da görev paylaşımı yaparak ben başka işleri hallettim filan.
![]() |
| (Off Campus dizisinden) |
Kızım uyuduktan sonra bana kalan vakitlerde kitap okudum, bakım maskeleri yaptım ( cilde olan etkisini bilemem ama mentale etkisi pek hoş :)), Amazon'da "Off Campus" dizisine başladım. Bunu tek bir cümleyle geçiştirmek istemem. Çünkü uzun zaman sonra gerçekten diyalogları fena olmayan, kız erkek ilişkisinin daha olgun ve sınırlara özenli bir yerden ele alındığı bir gençlik dizisine denk geldim. Ve tamam, itiraf ediyorum, Garrett ( Belmont Cameli) ne güzel bir adam, Hannah ( Ella Bright) ne güzel bir kız dedim :)) Alevli sahnelerden gözlerimi asla sakınmadım :)
Diziyi izlerken ister istemez kendi gençlik yıllarımızı ve bugünün gençlerini de düşündüm. Kendi ülkesinin siyasi durumlarıyla bu kadar haşır neşir olan başka ülke gençleri var mıdır bilmiyorum. Diğer ülkelerde gençler kendilerini ve dünyayı keşfetme ve eğlenme konusunda o kadar çok imkana sahipler ki, bizim bahar şenliklerimizin bile artık olmayışı üzücü geliyor. Çocukların güvenle ve neşeyle oynadığı, gençlerin umutla geleceğe bakıp hayatı keşfettikleri bir ülke hayal ediyorum, diliyorum.
Bu arada bana uyan spor videolarını da keşfettim galiba. Ben içinde dans olan her şeyi seviyorum ve youtube'da Growwithjo kanalını keşfettiğim için aşırı mutluyum. Tam benlik videolarıyla şaşırtıcı derecede terleyip, eğlenip bir de üstüne harika hissediyorsun :) Evde kendi kendine spor yapmak isteyenlere öneririm. Ben kızımla birlikte yaptım gerçi ve ikimiz için de harika bir aktivite oldu :)))
Yaz geldi, diyebiliriz sanırım artık. Sabah uyandığında güneşli bir gün olduğunu görmek ne güzel şey, değil mi :) Pembe- turuncu mavi tonlarında günü tamamlamak da öyle... Dün parktayken kızım heyecanla beyaz bir kelebeğin ardından koşmaya başladı. Sahi uçuşan kelebekler görmeyeli ne çok oldu, diye düşündüm ve kızımın heyecanına ortak oldum. Bir çocuk heyecanı ve merakıyla dolu hissettiğimiz bir hafta olsun hepimize dostlarım :)
16/05/2026
"İncinmişsin, " dedi
07/05/2026
Parfüm Şişesi ve Flört
Havalar ısınmaya başladı. Nihayet Güneş'i tekrardan gördük, Allah'ım şükürler olsun :)) Baharın geldiğini en iyi anlayabileceğiniz yerlerden biri de okullar bence. Özellikle de lise kademesinde bahar aylarında bahçe etkinlikleri artar, spor müsabakaları yaşanır. Öğrenciler sınıfta değil dışarıda olmak isterler ve buna kim kızabilir :)
Baharın etkisiyle flört eden, cilveleşen gençler görürsünüz kıyıda köşede. Bugün bu cilveleşme dozunu fazla kaçıran iki öğrencimle görüşmem gerekiyordu. Erkek öğrencim dedi ki: " Hocam kız arkadaşımın kokusu çok güzeldi. Anneme anneler günü için parfüm alacağım da emin olmak için biraz yakınlaştım." dedi. İçimden yalanın güzelliğine şapka çıkarıp kıs kıs güldüm. :))
Flörtün en tatlısı birbirine karşı çekim duyan iki insanın o başlangıçtaki birbirini tanıma evresinde oluyor bence :) Gençlere bakınca bu aşamayı yakalıyor gözlerim. Birbirini dünyanın merkezine koyup okulmuş, öğretmenmiş, uygunmuş değilmiş sorgulamadan yakın olmak istiyorlar. Okulu birlikte kırıp dışarda el ele dolaşmak istiyorlar. Kızlar daha özenli, erkekler onca spor faaliyetine rağmen daha güzel kokuyorlar, hahhahaha ( Aksini duymanızı dilemem ! :))
Tabi biz unumuzu eleyip eleğimizi duvara asmışız. Böyle söyleyince de kulağa sıkıcı gibi geldi ama değil. Demek istediğim flört şekillerimiz değişti. Hele evlilikten sonra flört edebilmek büyük ve de önemli bir mesele. Burnunun dibindeki insana her gün merakla bakıp onu keşfetmek istemek sürdürülmesi zor gibi gelen bir durum. Bir de halihazırda çok güzel giden bir ilişkiye bile insan alışıyor. Aslında güzel olan bir şeyi bile sıkıcı ve rutin gibi algılayıp "Daha?" diyebiliyoruz.
Yine de birinin orada olduğunu bilmek, seni sevdiğini ve seni düşündüğünü hissetmek, onun gözlerinde kendini güzel hissetmek sıcacık bir duygu. Küçük gibi görünen şeylerin etkisi çok büyük. Sen seviyorsun diye alınan tatlıda, sen rahatsız olma diye düzeltilen koltukta, sen üşüme diye senin için alınan cekette, sen kızma diye eve gelinen saatte hahhahah :)))
İki farklı parçanın bir araya gelince klik diye oturması, birbirine uyması diye tarif etmişti bir arkadaşım aradığı ilişkiyi. Böyle iki parça varsa ve bir araya gelme şansını elde ettilerse ne mutlu! Ama çok nadir ve gerçekçi değil gibi geliyor bana bu. Birbirine uyan parçalar olabilmek adına evrildiğimize, zamanla törpüldüğümüze ve bunu gönüllü bir şekilde yaptığımıza inanıyorum ben. Eskiler : " Geçinmeye gönlü olmak." diyor ya, heh o işte :)) Kolay bir iş değil yani. Ama flörtün etkisi büyük dostlar :))
Bugün bu yazının tohumlarını içime atan öğrencime ve de parfüm kokusuna teşekkürü borç bilirim o halde :))) Zor durumlarda şu şekil bahanelerimiz olsun hepimizin ! :))
27/04/2026
Gün Batımında İyileşmek
Dün akşam öyle güzel bir gün batımı vardı ki...
Evimin balkonundan başımı uzatıp etrafı inceledim. Kızıl bir ışık huzmesi vurmuştu baktığım her yere. Binaların grisine, arabaların camlarına, çocukların oynadığı parka… hatta saçlarıma kadar dokunmuştu o kızıllık.
Derin bir nefes aldım, havada bahar kokusu vardı. Doğa bu uyanışını olmadık yerlerden dahi kendisini göstererek anlatıyordu sanki; her yerde yeşillikler ve rengarenk çiçekler...
Balkonlardan tabak çanak sesleri, gülüşmeler...kimisinden neşeli şarkılar geliyordu.
Bir süre sadece bu anda kaldım. İçime tatlı bir umudun ve de neşenin yayılmasına izin verdim, gülümsedim.
Yürümem gerekiyordu, biliyordum. Günler sonra içimde bulduğum bu güce sevindim ve bir koşu gidip hazırlandım. Eşim de beni kovalar gibi destekledi bu fikrimi.
Dışarıda yazın habercisi bir hava vardı; hafif serin ama üşütmeyen…
“Ohh,” dedim içimden.
Her şey ne kadar da olması gerektiği gibiydi. Bazen güzel bir tabloya bakar ve şöyle dersin ya: " Tek bir fırça darbesine dahi ihtiyacı yok." Öyle güzel, öyle tam.
İlk adımlarım biraz çekimserdi. Ama yürüdükçe güçlendi. Yürümenin, umutsuzluğa yer bırakmayan bir tarafı vardı. Bunu yıllardır bilirdim. Ve yine hatırladım.
Yürürken bu güzelliklere de rastladım. Bizim sitenin ayrılmaz ikilisi. İki senedir oradan oraya taşındı mahalle sakinlerinin onlara yaptığı kedi evi. Ama onlar hiç ayrılmadılar. Hep böyleler, yaz kış ve mevsimden bağımsız.
Değişkenliğin bunca çok olduğu hayatta bazı şeylerin olduğu gibi kalmasında ve sürekliliğinde insana iyi gelen bir şeyler var. Tıpkı birazdan önünden geçeceğim küçük kahve dükkanı gibi...
Senelerdir orada durur, arada küçük ışıklandırmalarla kendine güzel bir ambiyans kurar. Sahibiyle bazen sohbet ederiz ya da uzaktan selamlaşırız. Yine öyle oldu.
“Bir kahve ikram edelim,” dedi.
Gülümsedim. “Başka sefere,” dedim.
Kızımın en sevdiği dondurmacı da açmıştı artık dükkanını. Sahibi kış mevsiminde nereye gider bilmem ama bahar geldi mi, dondurma dükkanını açardı. Demek ki bahar resmen gelmişti de yaz mevsimine göz kırpıyordu.
Yarın akşam plan belliydi o halde :)
Ben çikolata- orman meyveli ya da çikolata- limon ikilisine tutkundum. İştahımın açıldığını hissettim :) Özellikle de hastalıktan çıktıktan ya da depresif bir dönem geçirdikten sonra anlıyordu insan iştahın kıymetini.
Eğer gece yatarken sabah kahvaltıda ne yiyeceğimi hayal ediyorsam o gün mutluyumdur, bilirim. Ve aynı şey şu an kızımda da var. Bu sabah için çikolatalı ekmek, peynir zeytin ve havuç istedi ve hepsini de afiyetle yedi. :)
Bu güzel akşam unutulmasın istedim. Bugün yazma isteğime, içimdeki güce… ve bloğuma adını veren gün batımlarına bir selam olsun.
Daha nicesine, en güzellerine....
Sevgiyle :)
16/04/2026
Neresinden Tutsak Elimizde Kalıyor
07/04/2026
Uslu Kız Annabell
29/03/2026
Nursuz ve de Huysuz Bir Sabah
Bu sabah nasıl nursuz ve de huysuz hissediyorum kendimi, anlatamam! Tatil sonrası hâlâ adapte olamadım işlere ve de rutinime. Bir de havalar kapalı, üstelik karnım ağrıyor. Şöyle battaniyeye sarılıp yatmalık bir durum ama yarın iş var ve yapılması gereken işler var. Son zamanlarda özellikle de yapılması gereken işlerim varken ve hiç enerjim yokken buraya daha sık geldiğimi fark ettim hahahah :) Ama burası benim kaçış alanım yani, bir açıdan çok normal :)
Bu hafta tatilde yediğim hurmalar ve aldığım kilolardan sebep detoks yaptığım bir haftaydı. Aslında detoks dediysem, üç günlük bir olaydı. Ama iki buçuk kilo verdim. ( Biliyorum, bunun çoğu ödem, ama olsun mutluyum canlar :)) Okulda detoks yaptığımı bilen iki kişi vardı ve birden herkes konuyla ilgilenmeye başladı. Cuma günü iki kişinin önünde kabak detoksu yemeği vardı mesela. Meğer ne çok kişinin veremediği son iki kilosu varmış hahahaha :))) Bir de şey çok komik, insanlar böyle detoks yaparken sürekli birbirine yemek tarifi veriyor. Nitekim Semih Hoca ballandıra ballandıra bir fırında tavuk tarifi verdi ki, akşamına yaptım. Ona da resmini attım, çünkü ben hain bir arkadaşım.
Tatil dönüşü kızım yine hastalandı. Kızımın bebeklikte yaşadığı alerjiye bağlı bağırsak hassasiyeti yeniden nüksetti. Bu sene hastaneye gidip gelmek bizim normalimiz haline gelse de bu hastalık süreçleri öyle yorucu ki. Yine kızım için süt ürünlerini bir süre kesmemiz gerekiyor. O iyi olsun da, nasılsa alerjiyle yaşamı da az çok becerir olduk sanırım.
Kendi okulumda planlamam gereken çalışmalar var ve kızımın okulunda da aile katılımı etkinliğinde yapacağım etkinlikler var. Aslında bunlar benim keyif aldığım kısımlar olsa da şu sıralar içimden hiçbirini yapmak gelmiyor. Dün kızımın öğretmenine de söyledim bunu ve iki hafta sonraya erteledik bizimkini. Bazen ertelemek güzeldir arkadaşlar :)
Yazarken fark ettim, hayatımda kontrol edemediğim his ve hastalık gibi olumsuz durumlarda ben bu detoks işlerine filan sarıyorum. Yani aslında diyet işlerine takıntılı biri değilim ama özellikle böylesi dönemlerde sağlıklı yaşam rutini, ev temizliği, saç bakımı gibi konulara sarmak zihnimi rahatlatıyor. Sinir sistemimi yeniden rahatlatmam gerek sanırım.
Senin anlayacağın, şu sıralar yorgunum ve fırsatını buldukça ve de enerjim yerine gelene dek tembellik yapmaya niyetliyim. Biraz da böyleli olsun ne yapalım :) Eşimin dediği gibi buna da hakkımız olmalı. En azından söylenme hakkımız baki olmalı. ( Eşim söylenme hakkım kendisine yönelmediği sürece harika anlayışlıdır ve bunda da hakkı vardır :))
Şimdi kalkıp önce bir kahve yapacağım ve eşimle iş bölümü yaparak günü planlayacağım. Başlangıç noktası olarak kahve içmek güzel bir rutin oldu bizde :) Yaprak sarması yapmayı düşünüyorum sonrasında, güzel olursa buraya da eklerim. 😆
Adios beybiler, kendinize cici bakın!
11/03/2026
Rüyamdaki Patates Kızartması
04/03/2026
İnce Çizgiler Üzerinde Yürümek
Sandor Marai'nin "İşin Aslı, Judit ve Sonrası" kitabında şöyle der İlonka karakteri: "Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı hissetmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını hissettim. Ne yeryüzünde, ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk veren, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı."
Bugün bir arkadaşım aradı beni ve kısa süren bir hal hatır sorma kısmından sonra bana: "Merve çok mutluyum. Artık kendimi gayet iyi hissediyorum. Bitti. Uzun zamandır saplantı haline getirdiğim düşünceler de, hisler de gitti. Tabii ki gün içerisinde onu yine düşündüğüm oluyor, aklıma geliyor ama kendi hayatımı da yaşayabiliyorum, başka şeylere de merak duyabiliyorum. "dedi. Onun bu sözleri kitaptaki İlonka'yı ve yukarıdaki sözlerini hatırlattı bana. Sahi, bazı kavramlar arasındaki ilişki ne kadar ince ne kadar da hassas :) Bazen saplantı ve aşk arasında git gel yaparken başka kıyılara savrulduğumuzun farkında bile olamıyoruz galiba. Sonra duygular yerini daha sahici bir zemine bıraktığında da şu soruyu soruyoruz belki?
"Aşk mıydı gerçekten? Yoksa zihnimin ve kalbimin bir boşluğu tamamlama çabası mıydı sadece?"
Bu arada aşk ile ilgili en güzel cümleyi, üniversitedeyken felsefe hocam olmasının şanslılığını halen duyumsadığım Ahmet Cevizci söylemişti: " Sevdiğin insanın hoşlanabileceği ve sevebileceği o kişi olmak isterken yaşadığın dönüşüm." demişti. Tabi burada daha iyi insan olmak, daha erdemli birine dönüşmek kavramlarını da öne attığını hatırlıyorum. Yani aşkın bizi daha iyi birine dönüştürme gücünden bahsedebiliriz galiba. Ama orada bile şöyle bir ince çizgi yok mudur? Bu dönüşüm kendimize doğru mu oluyor, yoksa kendimizden uzağa mı düşürüyor?
Her halükarda bizi büyüttüğüne inanıyorum. Tüm o şaşaası ve ayakları yerden kesen haliyle bizi başka diyarlara götürüp, sonra gerçekliğe geri getiriyor. Hep aynı kalmasını dilediğin duyguların bile dönüşüm halinde. Sen değişiyorsun, o değişiyor, ilişkinin kendisi bile değişiyor. Dönme dolap içerisinde birbirinin elini bırakmama isteği belki de. Ve evet bazen gerçekten manyaksı bir hal :)
Dönüp Ahmet Cevizci'nin sözlerine tekrar baktığımda şunu düşünüyorum: Sevdiğin kişinin sevebileceği insan olmaya çalışırken kendi potansiyelini de keşfediyorsun bazen. Benim içimde bu da varmış dediğin yerlere temas ediyorsun, o üzgün olacağına birlikte haksız olalım derken bulabiliyorsun kendini ve o haksız ortaklıkta yeni bir dil inşa edebiliyorsun :)) Galiba bu dönüşüm kendinden ve özünden uzağa düşünce acı verici oluyor, kayıp duygusu geliyor. Kendinden uzağa düşmek...Ne yakıcı bir his! Belki de iyileşme şurada başlıyor: "Onu hâlâ düşünüyorum ama kendi hayatımı da yaşayabiliyorum." cümlesinde. Tamamen unutma diye bir şey olmadığını düşünürüm. Sadece bazı kişi ve olayların düşüncemizdeki hacmi küçülür. Ve o hacim küçüldüğünde, hayat genişler yeniden.
Baktım işlerime odaklanamıyorum, geleyim de yazayım dedim. Ne anlattığım konusunda bir fikrim yok ama şunu biliyorum, yazarken içimdeki düğümü de gevşetiyorum. Kitaptaki şu bölümü okumak bile içimi ısıtıyor. Bir sıkıntının ya da duygunun pençesinde asılı kalmış hisseden herkesin bir gün İlonka gibi hissetmesini diliyorum: Bir sabah kendi yatağında doğrulup, acı hissetmeden gülümseyebilmesini. Öyle ya; mükemmel insan yok, mükemmel hayat da yok. Ve bu neresinden bakarsanız bakın aslında acayip özgürleştirici!
26/02/2026
Yağmurlu Günde Sihirli Düşünceler
Bu sabah yağmurla başladık güne. Bir yandan seviniyorum, barajları düşünüp mutlu oluyorum; bir yandan da o kadar giyindim ettim, saçlarımı da bu kadar güzel yapabilmişken "Bozulmasın Alla'm" diyorum. Neyse, benim küçük canavarı okula bıraktıktan sonra kendi okuluma gelebildim şükür. Bugün neden bu kadar özenli hazırlandım? Çünkü bir aydır okul iklimini pozitife çevirmek için küçük bir proje üzerinde çalışıyordum. O çalışmayı yapacağım gün de bugündü.
Çalışmadan bahsedecek olursam, öğrencilere Ramazan ayı dolayısıyla küçük paketlere hurma koyduk ve üzerine de öğrenciler ve öğretmenler için yazdığım farklı sözlerin olduğu kağıtlar iliştirdim. Bu bir takım şeylere sevimli notlar iliştirme olayını sevdim ben galiba, öğretmenler "Merve'nin tarzı" dediler alırken :) Tabi bu çalışmayı yaparken okulumuzun memuru Gül, canımız Hülya Abla'mız ve hatta Hülya Abla'mızın karşı okulda çalışan kankisi de işe dahil oldular. İşte bugün sınıfları tek tek dolaşıp onlara paketlerini takdim ettik. Erkek öğrencilerimin notları okurkenki yüz ifadeleri çok tatlıydı. Ben galiba "utanıp gülmemeye çalışma" gülümsemesini pek seviyorum ve bugün bolca gördüm :)) Öğrencileri de öğretmenleri de mutlu eden minnoş bir çalışma oldu senin anlayacağın.
Bu çalışmadan sonra odama geldim ve bir süre penceremden yağmurun yağışını izledim. Bir ara lapa lapa kar bile yağdı yahu :) Ne güzeldi. Bazen yaşamak çok tatlı hissettiriyor. Sonra "Yağmur ne zaman bitecek acaba?" diye düşündüm. O sırada bilgisayarımın sağ altında hava durumunu gösteren bir kısım var. "Yağmur bitecek." yazısını gördüm, çok güldüm :) Düşünsene aklımdan geçen soruların cevaplarını bilgisayar ekranımda gördüğümü, nasıl olurdu acaba?
+"Öff canım çok tatlı istedi, ne yesem ki?"
- " Tatlı yeme. Dün yedin."
+ "Kahve mi içsem, çay mı?"
- "Çay iç."
+ " Sence bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak sarımsaklamasak da mı saklasak?"
- 404 Not Found.
Aha yine bozdum bilgisayarı! Bilgisayar demişken, artık kaçtığım evrak işlerime el atmam gerek. Bu küçük molamda buraya gelmek iyi geldi. Hadi o zaman kendinize cici bakın sevgili dostlar !
16/02/2026
Güneşli Günler ve Bizi Tutan Şeyler
11/02/2026
Kitap Okuyacağım Derken Yediğim Çikolatalar
05/02/2026
Amazon Kadınının Gün Raporu
30/01/2026
İyi İnsan Olduk, Yine de Tır Çıktı
23/01/2026
Bir Ayrılık Ritüeli: Helva Kavurmak
Eskiden tatil dönemlerini çok severdim. Çünkü tatil demek, çok sevdiğim Celal Amca'mın ve ailesinin bize gelmesi ya da bizim onlara gitmemiz demekti. Böyle ayrı şehirlerde büyük ve geniş aile olmayı başarmış o şanslı kişilerdik. Çocukluğumun en güzel yaşları ve ergenliğimin ilk adımlarında onlar vardır hep. Tatil güzeldi güzel olmasına, ama ayrılık vakti geldiğinde bir hüzün kaplardı çocuk kalbimi. Hele onlar gittikten sonra evde eksilen sesler, alışmaya zorlandığım boşluk hissini de beraberinde getirirdi.
Şimdi kız kardeşim için de gitme vakti... Yaklaşık iki aydır bizimle olan macerası artık bitiyor. Kız işten ayrıldı ve morali bozuk, biraz değişiklik olsun diye buraya geldi ve kreşin envai çeşit virüsünden o da payını aldı. Üstüne üstlük hastayken çocuğuma da baktı. Yalnızlık üstüne söylenen onca güzel söze inanmayın dostlar! Bizim yaşadığımız müddetçe birbirimize deli gibi ihtiyacımız var.
Kız kardeşim gitmeden kızımın doğum gününü de kutlamak istedik. Aslında kızım Ekim doğumlu ve biz her ay bir pasta alıp onun doğum gününü kutluyoruz :))) Mumları üflemeye bayılıyor ve her defasında çok heyecanlanıyor. Kız kardeşim varken biraz daha özenli olsun istedik ve kızımın şu sıralar en sevdiği hayvan olan "tavşan" figürlü bir pasta istedik aynı zamanda komşumuz olan pasta şefi Özlem Hanım'dan. Yalnız şu güzelliğe bakar mısınız :))
Tabiki kızım resmen bayıldı pastaya. :) Kızımın 4 yaşı için unutulmaz fotoğraflarda yerini aldı, masal diyarına götürdü bizi âdeta. Kız kardeşimin son gecesini de bu şekilde geçirmiş olduk.
Yarın o gittikten sonra evde oluşacak boşluğu düşünürken bunlar geldi aklıma işte. Bu arada annem ne zaman bu sessizliği hissetse, hatta yakın arkadaşlarından biriyle arası bozulsa filan mutfağa gidip helva kavurur. 🤣 Belki de benim bu geleneği devam ettirmem gerekli. Sevilen kişiyle araya giren mesafelere göğüs germe, bir baş etme yöntemi olmalı belki de bu! Neden olmasın?
11/01/2026
Bir An'ın İçinde Kalmak- Mavi Koltuk
Küçük Bir Duyuru
Selaaam🌼 Yeni bir haberle geldim! Aslında bu haberi vermek için biraz beklemeyi, önce nasıl hissedeceğimi görmeyi planlıyordum. Ama sanırım...
-
Bu sabah yağmurla başladık güne. Bir yandan seviniyorum, barajları düşünüp mutlu oluyorum; bir yandan da o kadar giyindim ettim, sa...
-
Dün gece rüyamda patates kızartması yiyordum. Ama nasıl güzel patates… Çıtır çıtır, üstelik öyle yağlı filan da değil. Uyandığımda can...
-
Bu sabah geç uyandım. Alarmı ne zaman kapattığımı bile hatırlayamadım. Tabi kalkar kalkmaz başladı benim maraton. Önce k...




.webp)

.jpg)