27/04/2026

Gün Batımında İyileşmek


Dün akşam öyle güzel bir gün batımı vardı ki...

Evimin balkonundan başımı uzatıp etrafı inceledim. Kızıl bir ışık huzmesi vurmuştu baktığım her yere. Binaların grisine, arabaların camlarına, çocukların oynadığı parka… hatta saçlarıma kadar dokunmuştu o kızıllık.

Derin bir nefes aldım, havada bahar kokusu vardı. Doğa bu uyanışını olmadık yerlerden dahi kendisini göstererek anlatıyordu sanki; her yerde yeşillikler ve rengarenk çiçekler...  

Balkonlardan tabak çanak sesleri, gülüşmeler...kimisinden neşeli şarkılar geliyordu. 

Bir süre sadece bu anda kaldım. İçime tatlı bir umudun ve de neşenin yayılmasına izin verdim, gülümsedim. 

Yürümem gerekiyordu, biliyordum. Günler sonra içimde bulduğum bu güce sevindim ve bir koşu gidip hazırlandım. Eşim de beni kovalar gibi destekledi bu fikrimi. 

   Dışarıda yazın habercisi bir hava vardı; hafif serin ama üşütmeyen…
“Ohh,” dedim içimden. 

Her şey ne kadar da olması gerektiği gibiydi. Bazen güzel bir tabloya bakar ve şöyle dersin ya: " Tek bir fırça darbesine dahi ihtiyacı yok." Öyle güzel, öyle tam.  

İlk adımlarım biraz çekimserdi. Ama yürüdükçe güçlendi. Yürümenin, umutsuzluğa yer bırakmayan bir tarafı vardı. Bunu yıllardır bilirdim. Ve yine hatırladım.


   Yürürken bu güzelliklere de rastladım. Bizim sitenin ayrılmaz ikilisi. İki senedir  oradan oraya taşındı mahalle sakinlerinin onlara yaptığı kedi evi. Ama onlar hiç ayrılmadılar. Hep böyleler, yaz kış ve mevsimden  bağımsız. 

Değişkenliğin bunca çok olduğu hayatta bazı şeylerin olduğu gibi kalmasında ve sürekliliğinde insana iyi gelen bir şeyler var. Tıpkı birazdan önünden geçeceğim küçük kahve dükkanı gibi... 

Senelerdir orada durur, arada küçük ışıklandırmalarla  kendine güzel bir ambiyans kurar. Sahibiyle bazen sohbet ederiz ya da uzaktan selamlaşırız. Yine öyle oldu.

“Bir kahve ikram edelim,” dedi.

Gülümsedim. “Başka sefere,” dedim. 

Kızımın en sevdiği dondurmacı da açmıştı artık dükkanını. Sahibi kış mevsiminde nereye gider bilmem ama bahar geldi mi, dondurma dükkanını açardı. Demek ki bahar resmen gelmişti de yaz mevsimine göz kırpıyordu. 

Yarın akşam plan belliydi o halde :) 

Ben çikolata- orman meyveli ya da çikolata- limon ikilisine tutkundum. İştahımın açıldığını hissettim :) Özellikle de hastalıktan çıktıktan ya da depresif bir dönem geçirdikten sonra anlıyordu insan iştahın kıymetini. 

Eğer gece yatarken sabah kahvaltıda ne yiyeceğimi hayal ediyorsam o gün mutluyumdur, bilirim. Ve aynı şey şu an kızımda da var. Bu sabah için çikolatalı ekmek, peynir zeytin ve havuç istedi ve hepsini de afiyetle yedi. :) 

 Bu güzel akşam unutulmasın istedim. Bugün yazma isteğime, içimdeki güce… ve bloğuma adını veren gün batımlarına bir selam olsun. 

Daha nicesine, en güzellerine....

Sevgiyle :)


Corinne Bailey Rae - Put Your Records On

16/04/2026

Neresinden Tutsak Elimizde Kalıyor

    İlk yardım eğitimine almışlardı beni bu hafta. Pazartesi ve salı günü o kadar yoğun bir uygulamalı ve teorik eğitimden geçtik ki, hem anlatıcılar harikaydı hem anlattıkları her konu çok önemliydi. Derken salı günü de İl sağlık müdürlüğü'nden bir komisyon gelecek ve yazılı ve uygulamalı sınavdan 85 alırsanız ilk yardımcı olabileceksiniz dediler. Salı günü sınavı 95'le geçtiğime sevinirken Şanlıurfa'daki olayın haberi düştü ortamıza. "O okulda ilk yardım eğitimi veriliyormuş umarım arkadaşların müdahaleleri de yeterli gelir, canlar yanmasın. " Dedi eğitimcilerimiz. Kimimiz oturduk ağladık. 
      
      Çarşamba günü öğretmen arkadaşlar eylemdeydi. Benim sendikam yok ama ben de katılmak istedim. Fakat ne zamandır vardiyasını denk getiremeyen velim o gün müsaitti ve çok önemli diyordu. Tamam dedim ben okuldayım, bekliyorum. Anne bana gözü yaşlı bir şekilde çocuğunun 10 saate varan oyun bağımlılığını anlattı. Psikiyatriste yönlendirme yaptım yapmasına ama baba bir türlü çocuğunun sorununu kabul etmiyormuş, anneye babayı da al getir. Gelmezse ben telefonla ararım dedim. Çünkü sosyal izolasyon, bağımlılık, son zamanlarda aşırı agresif tutumlar alarm veriyordu. Bu kadar mı denk gelir diyeceksiniz. Aslında bu vakalarla artık o kadar sık karşılaşıyoruz ki, denk gelmesi şaşırtıcı gelmedi bana. 

      Nitekim veliyi uğurladım. Okuldaki az kalan öğrenciler de öğleden sonra eve gittiler izin alarak ve bir kahve alayım diye mutfağa yöneldim. Baktım öğretmen ve idareci arkadaşlar öyle üzgün öyle negatifler ki, dünkü mevzu zannederek " Umarım bu son olur, tekrarı yaşanmaz. " Dedim. Sonra bana Kahramanmaraş'taki son dakika olayını söylediler. Resmen en yakın sandalyeye çöktüm ve ne diyeceğimi bilemedim. 

      Galiba çok konuştuk, çok dertlendik, çok anlatmaya çalıştık da bir türlü doğru kelimeleri mi bulamadık? Şimdi söyleyecek ve de üzerine ekleyecek bir sözümüz kalmadı. 

      Öyle parlak çocuklar var ki... Anne ve babası her toplantıda gelir. Arada uğrar çocuğunun okuldaki durumunu sorar, kimisi fabrikadaki vardiyasından çıkıp aceleyle yetişir okuldaki bir faaliyete. "Kusura bakmayın eve uğrayıp duş alacak vakti bile bulamadım" Der. 

     Ama bazen de çocuk alarm verir, bırakın işareti filan doğrudan sirenleri çalar çocuğun. Veliyi ararsın önce bir iki gelir, sonra bir daha bulamazsın. Çocuk ne zaman disiplin kuruluna yönlendirilir ve ceza verilir o zaman okula " Siz öğretmen olarak, okul olarak ne yaptınız? Öğretmenler ders mi anlatıyor sanki? Sınıfta da kamera olmalı ki, bakalım ders işleniyor mu işlenmiyor mu? Hepinizi şikayet edeceğim! " Diye koridorlarda bağırır da bağırır. Bak bunu yapan kimi zaman kamu görevlisidir, bir iş yerinin sahibidir kazancı, eğitimi iyidir vs. Yani bazen dört yıllık bir bölüm bitiren veliden " Nasıl öğretmen olur? " Semineri dinlersin. Önce veliye üslubunca sınırı çizip sonra çocuk için ne yapabiliriz kısmına gelmeye çalışırsın. Ama veli haklı olduğunu duymak için geldiğinden, sürekli senin açığını arar, sınıf rehber öğretmeni aramıştır ama beni hiç aramadınız der. Bildiğin yalan söyler ya, koskoca herif rütbesinden utanmadan yapar bunu. Yeter ki çocuğu ceza almasın, aman siciline işler sonra. O çocuk sınıfta diğer çocukları rahatsız etmiş,  kaç kişinin ders dinlemesine mani olmuş, bu çocuk bu davranışları nerden öğrenmiş nasıl düzelirmiş umrunda bile değildir. 

     Bakın yukarıda yazdığım her şey bu sene yaşadığım örneklerdir. Psikiyatriste yönlendirdiğim için ya da çocuğun algısında belirgin farklılıklar var  bir Ram değerlendirmesi yapılması gerek dediğim için CİMER şikayeti yemiş çok sayıda psikolojik danışmandan biriyim. 

     Demem o ki, bugün geldiğimiz noktada içi kan ağlayan milyonlarca öğretmenden, çocuğu için endişelenen ve bu endişeyle ne halt edeceğini artık bilemeyen, bu bozuk ve çürümüş ortamda yine de umudunu sırf o güzel çocuklar için korumaya çalışan insanlardan yalnızca bir tanesiyim. Çok üzgünüm. İki gündür göğsümün üstündeki ağırlıkla yaşıyorum. Bugün okul girişlerine ikişer bekçi koymuşlar. Karşı okulumuzdaki bir çocuk internette tehdit içeren yorumlar yaptığı için polisler de vardı. Okul hepimiz için en güvenli yer değil miydi? Çoğumuzun gençliğinde bir sığınaktı okul...Şimdi korunması gereken yerler haline geldi. Artık kimi koruyacağımızı, kimi kimden sakınacağımızı da şaşırır olduk. Maalesef... 

    Bir hafta sonra 23 Nisan. Ata'm bu güzel günü çocuklara armağan etmişti değil mi? Şimdi okul süslemeleri ve kutlama için heyecanlı olması gereken çocuklar nerede? Aileler ne yaşıyor şu an? Hadi onlar için de, geride kalanlar için de tekrar söyleyelim o öğrendiğimiz ilk manimizi? Ne diyorduk? 

"Daha dün annemizin
Kollarında yaşarken,
Çiçekli bahçemizin
Yollarında koşarken.

Şimdi okullu olduk,
Sınıfları doldurduk.
Sevinçliyiz hepimiz,
Yaşasın okulumuz!

Okul yurt güneşidir.
Bize bilgiler saçar.
Annemizin eşidir,
Severek kucak açar.

Okul insanlık yolu,
Her yanı şeref dolu
Sevinçliyiz hepimiz,
Yaşasın okulumuz!"


07/04/2026

Uslu Kız Annabell

     
    Bugün sabahtan seminerim vardı ve gün boyu izinliydik (yani kurumlara dönmemize gerek yoktu) . Öyle çok seviyorum ki böyle seminerleri, sanki lisede okulu kırmış öğrenci gibi hissediyorum. 

     Haliyle neşeli uyandım. Hava güneşli, okuldan izinliyim ve arkadaşımla seminer sonrası planlarımız var. Motivasyon bin beş yüz yani. Eşimle kızımızı okula bıraktık güzel güzel. ( Ay  ağlamasız kaossuz okula bırakır olduk sonunda. Çok şükür Alla'm, nazar değmesin aman aman) 

     Böyle mutlu bir şekilde yayaya yanan yeşil ışığı da görünce, yaya geçidinden geçip karşı yoldaki arabamıza binelim dedik. Hanımefendinin biri kornaya basarak kırmızı ışıkta üstümüze sürüyor, eliyle de " Geç geç " Yapıyor, böyle bakakaldım. Ay resmen neşemin yerini anlık bir öfke aldı. O donma halinde eşim " Hadi geçelim" diyor filan. Birden kendime gelip kadına kükredim:" Hanımefendi yaya geçidini de geçtim, koskoca kırmızı ışığı da pas geçip bizi mi ezeceksiniz siz, bu ne hadsizlik yahu. Aha ez beni, durdum burda, geç geçebiliyorsan. Bizim yerimize çocuk da olabilirdi, panikleyebilirdi, ehliyet herkese verilmemeli tabi. " Diye kızdım. Kadın kem küm bir şeyler geveledi. Neyse geçtik karşıya. Kocamdan hiç ses çıkmıyor. Normalde erkek sürücü olsa baya kızardı ama sürücü kadın olunca bir anlayış hali mi geldi adama nedir, ben anlamadım :)
 Sordum bunu bu şekilde. 

" Sen hallettin ya meseleyi! Dur, ıslık içimde kaldı. " Diyor. 
" Dalga geçme." Dedim.
 " Hadi uslu çocuk ol, kimseyle kavga etme, kimseyi dövme. Akşam ben seni alırım buradan, tamam mı? " Dedi, kaçtı adam.

      Yaramaz çocuk muamelesi de gördük şu yaşımızda, ama içten içe hoşuma da gitti. Böyle bir triplere filan girdim. Seminerin olduğu binaya girerken havamdan geçilmiyordu hahahaha :)) 

       Seminer sonrası arkadaşımla merkeze gidelim dedik. Bugün biraz yürüyelim, hem hava da güzel diye durakta otobüs beklerken ellili yaşlarda bir adam bize adres sordu. Arkadaşım yardımcı olmaya çalıştı. Bu sefer adam mevzuyu uzattıkça uzatıyor, Azerbaycan'dan gelmiş de Rusya'ya gidecekmiş de, adamın konuşmayı gereksiz uzatma şekli hoşuma gitmedi. Arkadaşımı lafa tutarak adamı susturmuş oldum. Sonra adam, alakasız bir şekilde, gideceği yere götüren otobüse değil de bizimkine bindi. Kendisi ayakta dururken, oturan arkadaşıma bakıyor baya baya. Kız da rahatsız hissetti. Elbisesi kısa değil ama toparlanmaya çalışıyor filan. O kadar sinir oldum ki herife, o sinirle göz göze geldik ve adama öyle bir "dön önüne" işareti attım ki, adam bir sonraki durakta indi. Bu sefer de arkadaşım diyor: " Vaay o bakış neydi öyle, adam resmen korktu ve iyi de oldu. " Dedi. 
" Bu benim daha bir numaralı bakışım bile değil, şükretsin o herif!" Dedim.
 Sanırsın Peaky Blinders'taki Thomas Shelby'im hahahahah :))) 

     Dere kenarında güneş gören bir masaya oturup çayımızı yudumlarken güzel bir sohbete daldık. Filtresiz bir şekilde derin sohbetler edebildiğin, anlaşılacağından her türlü emin olduğun dostluklar ne şifalı! 
      
      Nitekim, oradan çıkıp Fidan Han'a geçelim dedik ve güneşli havanın keyfini çıkarmak isteyen kalabalığa adım attık. 
Setbaşı, Heykel, Kozahan ve ....Fidan Han. 
Merkeze gelmeyeli meğer ne çok olmuş. Hele de hafta içi o kadar  kalabalık değilken, tarih kokan aynı zamanda kişisel tarihçemde de yer edinmiş mekanlarda dolanmak tarif edilmesi zor ama çok tatlı bir his. Fidan Han'ın meşhur isli Türk kahvesini yudumlarken bu sefer başka sohbetlere daldık. Zaman nasıl geçti anlamadım. Arkadaşımdan ayrılıp dönüş yolu için yola koyulduğumda kendimi hafiflemiş ve bir kışa daha yetecek kadar güneşi hücrelerimde depolamış hissettim. 

       Şimdi bu satırları yazarken bile içim ısınıyor, yüzümde engelleyemediğim tatlı bir tebessüm dolanıyor. Yalnız bugünkü yaramaz çocuk modumu ve de Thomas Shelby halimi pek beğendim. Aslında dönüş yolunda Red Kit de olabileceğimi hissettim. Ufka doğru atıyla yol alırkene şarkısını söyleyen Red Kit de çok havalı. Galiba ölmeden bir kereliğine de olsa tutuklanmak filan istiyorum, ama böyle hadsizlere had bildirirken, suçluya hak ettiği cezayı öncesinden verirken filan yakalanmış olayım. Hani öyle bir sebepten olsun ki, " Yalnız ne iyi etmiş de dövmüş." filan desinler. Hahahahhaa Alla'm çok mu saçma şeyler istiyorum senden? Rüyamda görsem de olur bence. O zaman bir an önce uyuyayım. 

Galiba iç dünyamda ben, uslu bir çocuk olmaktan fersah fersah uzaktayım. (hihihihi)

"İncinmişsin, " dedi

   Günlerdir hayatımın en güzel uykularını uyuyorum. Akşam kızımı uyuttuktan sonra şöyle bir yatma hazırlığı yapıyorum. 23.00 civarı yatağa ...