29/03/2026

Nursuz ve de Huysuz Bir Sabah

  


    Bu sabah nasıl nursuz ve de huysuz hissediyorum kendimi, anlatamam! Tatil sonrası hâlâ adapte olamadım işlere ve de rutinime. Bir de havalar kapalı, üstelik karnım ağrıyor. Şöyle battaniyeye sarılıp yatmalık bir durum ama yarın iş var ve yapılması gereken işler var. Son zamanlarda özellikle de yapılması gereken işlerim varken ve hiç enerjim yokken buraya daha sık geldiğimi fark ettim hahahah :) Ama burası benim kaçış alanım yani, bir açıdan çok normal :)

  Bu hafta tatilde yediğim hurmalar ve aldığım kilolardan sebep detoks yaptığım bir haftaydı. Aslında detoks dediysem, üç günlük bir olaydı. Ama iki buçuk kilo verdim. ( Biliyorum, bunun çoğu ödem, ama olsun mutluyum canlar :)) Okulda detoks yaptığımı bilen iki kişi vardı ve birden herkes konuyla ilgilenmeye başladı. Cuma günü iki kişinin önünde kabak detoksu yemeği vardı mesela. Meğer ne çok kişinin veremediği son iki kilosu varmış hahahaha :))) Bir de şey çok komik, insanlar böyle detoks yaparken sürekli birbirine yemek tarifi veriyor. Nitekim Semih Hoca ballandıra ballandıra bir fırında tavuk tarifi verdi ki, akşamına yaptım. Ona da resmini attım, çünkü ben hain bir arkadaşım. 

  Tatil dönüşü kızım yine hastalandı. Kızımın bebeklikte yaşadığı alerjiye bağlı bağırsak hassasiyeti yeniden nüksetti. Bu sene hastaneye gidip gelmek bizim normalimiz haline gelse de bu hastalık süreçleri öyle yorucu ki. Yine kızım için süt ürünlerini bir süre kesmemiz gerekiyor. O iyi olsun da, nasılsa alerjiyle yaşamı da az çok becerir olduk sanırım. 

    Kendi okulumda planlamam gereken çalışmalar var ve kızımın okulunda da aile katılımı etkinliğinde yapacağım etkinlikler var. Aslında bunlar benim keyif aldığım kısımlar olsa da şu sıralar içimden hiçbirini yapmak gelmiyor. Dün kızımın öğretmenine de söyledim bunu ve iki hafta sonraya erteledik bizimkini. Bazen ertelemek güzeldir arkadaşlar :) 

     Yazarken fark ettim, hayatımda kontrol edemediğim his ve hastalık gibi olumsuz durumlarda ben bu detoks işlerine filan sarıyorum. Yani aslında diyet işlerine takıntılı biri değilim ama özellikle böylesi dönemlerde sağlıklı yaşam rutini, ev temizliği, saç bakımı gibi konulara sarmak zihnimi rahatlatıyor. Sinir sistemimi yeniden rahatlatmam gerek sanırım. 

   Senin anlayacağın, şu sıralar yorgunum ve fırsatını buldukça ve de enerjim yerine gelene dek tembellik yapmaya niyetliyim. Biraz da böyleli olsun ne yapalım :) Eşimin dediği gibi buna da hakkımız olmalı. En azından söylenme hakkımız baki olmalı. ( Eşim söylenme hakkım kendisine yönelmediği sürece harika anlayışlıdır ve bunda da hakkı vardır :)) 

     Şimdi kalkıp önce bir kahve yapacağım ve eşimle iş bölümü yaparak günü planlayacağım. Başlangıç noktası olarak kahve içmek güzel bir rutin oldu bizde :) Yaprak sarması yapmayı düşünüyorum sonrasında, güzel olursa buraya da eklerim. 😆 

Adios beybiler, kendinize cici bakın! 


Stressed Out

11/03/2026

Rüyamdaki Patates Kızartması

      Dün gece rüyamda patates kızartması yiyordum. Ama nasıl güzel patates… Çıtır çıtır, üstelik öyle yağlı filan da değil. Uyandığımda canım nasıl çekmişse artık ilk düşüncem patates kızartmak oldu. Sonra diyette olduğumu söyledi mantıklı sesim.



Son bir şansımı denedim ve kızıma sordum:
“Miray, patates kızartması ister misin?”
Sonuçta kızıma yapacağım. Arada da göz hakkı niyetine iki üç tane yerim yani, ne olabilir ki?
Ama kızımın:
“Hayır, benim canım patates istemiyor.”
demesiyle o plan da güme gitti.

Öyle işte… patatessiz bir sabaha merhaba dedim. (ühü ühü)

  Bu arada neden evde olduğumuzu söylemedim. Ben bu haftaya çok yorgun ve halsiz başladım dostlar. Dahası salı günü bayılacak gibi hissedince doktora gittim. Çeşitli testler yapıldı ama ben zaten biliyordum; uzun süredir çok yorgunum ve bir güne dünya kadar iş sığdırmaya çalışmaktan tükenmiş hissediyorum.
Nitekim sonuçlara göre de sadece D vitamini eksikliğim çıktı.
Güneşli günlere olan beklentim böylece daha da arttı. Bir bahar, bir de güneşli günler iyi edecek beni biliyorum. Bir de memleket ziyareti…


Yarın memlekete doğru yola çıkıyoruz. O kadar mutluyum ki… Sadece bu düşünce bile üzerimdeki ölü toprağını büyük ölçüde attı diyebilirim.
Ben biraz evlat olmak istiyorum.
Bir anne babanın nazlı kızı olmak…
Aslında sadece Miray’a dede nine olmaları bile yeter. Ben şöyle yatağımda uzanıp kekikli zeytinyağlı kahvaltı kokularına uyansam kâfi.
Belki annem patates kızartması da yapar. Sonuçta Miray çok seviyor anneannesinin patateslerini.
Evet evet, içli köfte de çok seviyor anneannesi. Akşam için harika bir fikir.
Babacım… Hayır, Miray kadayıf tatlısı nedir bilmez, sevmez de… Ama künefeye kim hayır der? Miray derse de ben demem canım babam.
Anneciğim bu mutfaktan gelen kokular da ne?
Ay evet, ben demiştim di mi? Miray zeytinyağlı yaprak sarmasını çok sever.
Evet evet ben de severim. Haklısın, annesine çekmiş işte hahahah :)) 
Anne yeter… nolur daha fazla sevdiğim yemek yapma…
Patates olacağım ben anneğğğ!




04/03/2026

İnce Çizgiler Üzerinde Yürümek

   

    Sandor Marai'nin "İşin Aslı, Judit ve Sonrası" kitabında şöyle der İlonka karakteri:   "Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı hissetmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını hissettim. Ne yeryüzünde, ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi  yok.  Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk veren, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı."

       Bugün bir arkadaşım aradı beni ve kısa süren bir hal hatır sorma kısmından sonra bana: "Merve çok mutluyum. Artık kendimi gayet iyi hissediyorum. Bitti. Uzun zamandır saplantı haline getirdiğim düşünceler de, hisler de gitti. Tabii ki gün içerisinde onu yine düşündüğüm oluyor, aklıma geliyor ama kendi hayatımı da yaşayabiliyorum, başka şeylere de merak duyabiliyorum. "dedi. Onun bu sözleri kitaptaki İlonka'yı ve yukarıdaki sözlerini hatırlattı bana. Sahi, bazı kavramlar arasındaki ilişki ne kadar ince ne kadar da hassas :) Bazen saplantı ve aşk arasında git gel yaparken başka kıyılara savrulduğumuzun farkında bile olamıyoruz galiba. Sonra duygular yerini daha sahici bir zemine bıraktığında da şu soruyu soruyoruz belki? 

"Aşk mıydı gerçekten? Yoksa zihnimin ve kalbimin bir boşluğu tamamlama çabası mıydı sadece?"

      Bu arada aşk ile ilgili en güzel cümleyi, üniversitedeyken felsefe hocam olmasının şanslılığını halen duyumsadığım Ahmet Cevizci söylemişti: " Sevdiğin insanın hoşlanabileceği ve sevebileceği o kişi olmak isterken yaşadığın dönüşüm." demişti. Tabi burada daha iyi insan olmak, daha erdemli birine dönüşmek kavramlarını da öne attığını hatırlıyorum. Yani aşkın bizi daha iyi birine dönüştürme gücünden bahsedebiliriz galiba. Ama orada bile şöyle bir ince çizgi yok mudur? Bu dönüşüm kendimize doğru mu oluyor, yoksa kendimizden uzağa mı düşürüyor? 

       Her halükarda bizi büyüttüğüne inanıyorum. Tüm o şaşaası ve ayakları yerden kesen haliyle bizi başka diyarlara götürüp, sonra gerçekliğe geri getiriyor. Hep aynı kalmasını dilediğin duyguların bile dönüşüm halinde. Sen değişiyorsun, o değişiyor, ilişkinin kendisi bile değişiyor. Dönme dolap içerisinde birbirinin elini bırakmama isteği belki de. Ve evet bazen gerçekten  manyaksı bir hal :)

         Dönüp Ahmet Cevizci'nin sözlerine tekrar baktığımda şunu düşünüyorum: Sevdiğin kişinin sevebileceği insan olmaya çalışırken kendi potansiyelini de keşfediyorsun bazen. Benim içimde bu da varmış dediğin yerlere temas ediyorsun, o üzgün olacağına birlikte haksız olalım derken bulabiliyorsun kendini ve o haksız ortaklıkta yeni bir dil inşa edebiliyorsun :)) Galiba bu dönüşüm kendinden ve özünden uzağa düşünce acı verici oluyor, kayıp duygusu geliyor. Kendinden uzağa düşmek...Ne yakıcı bir his! Belki de iyileşme şurada başlıyor: "Onu hâlâ düşünüyorum ama kendi hayatımı da yaşayabiliyorum." cümlesinde. Tamamen unutma diye bir şey olmadığını düşünürüm. Sadece bazı kişi ve olayların düşüncemizdeki hacmi küçülür. Ve o hacim küçüldüğünde, hayat genişler yeniden. 

                                       
                                                  ( Edward Hopper- Morning Sun )                                  

        Baktım işlerime odaklanamıyorum, geleyim de yazayım dedim. Ne anlattığım konusunda bir fikrim yok ama şunu biliyorum, yazarken içimdeki düğümü de gevşetiyorum.  Kitaptaki şu bölümü okumak bile içimi ısıtıyor. Bir sıkıntının ya da duygunun pençesinde asılı kalmış hisseden herkesin bir gün İlonka gibi hissetmesini diliyorum: Bir sabah kendi yatağında doğrulup, acı hissetmeden gülümseyebilmesini.  Öyle ya; mükemmel insan yok, mükemmel hayat da yok. Ve bu neresinden bakarsanız bakın aslında acayip özgürleştirici! 

        

       BØRNS - Electric Love

Bayram Tatili, Kelebekler ve Küçük Mutluluklar

          Dün öyle garip rüyalar gördüm ve o kadar az uyudum ki totalde, yine de kendimi harika hissediyorum. Aldığım takviye ve ilaçlar işe...