04/03/2026

İnce Çizgiler Üzerinde

   

  "Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı hissetmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını hissettim. Ne yeryüzünde, ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi  yok.  Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk veren, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı."(İşin Aslı, Judit ve Sonrası- Sandor Marai)

                Bugün bir arkadaşım aradı beni ve kısa süren bir hal hatır sorma kısmından sonra bana: "Merve çok mutluyum. Artık kendimi gayet iyi hissediyorum. Bitti. Uzun zamandır saplantı haline getirdiğim düşünceler de, hisler de gitti. Tabii ki gün içerisinde onu yine düşündüğüm oluyor, aklıma geliyor ama kendi hayatımı da yaşayabiliyorum, başka şeylere de merak duyabiliyorum. "dedi. Onun bu sözleri kitaptaki İlonka'yı ve yukarıdaki sözlerini hatırlattı bana. Sahi, bazı kavramlar arasındaki ilişki ne kadar ince ne kadar da hassas :) Bazen saplantı ve aşk arasında git gel yaparken başka kıyılara savrulduğumuzun farkında bile olamıyoruz galiba. Sonra duygular yerini daha sahici bir zemine bıraktığında da şu soruyu soruyoruz belki? 

"Aşk mıydı gerçekten? Yoksa zihnimin ve kalbimin bir boşluğu tamamlama çabası mıydı sadece?"

      Bu arada aşk ile ilgili en güzel cümleyi, üniversitedeyken felsefe hocam olmasının şanslılığını halen duyumsadığım Ahmet Cevizci söylemişti: " Sevdiğin insanın hoşlanabileceği ve sevebileceği o kişi olmak isterken yaşadığın dönüşüm." demişti. Tabi burada daha iyi insan olmak, daha erdemli birine dönüşmek kavramlarını da öne attığını hatırlıyorum. Yani aşkın bizi daha iyi birine dönüştürme gücünden bahsedebiliriz galiba. Ama orada bile şöyle bir ince çizgi yok mudur? Bu dönüşüm kendimize doğru mu oluyor, yoksa kendimizden uzağa mı düşürüyor? 

       Her halükarda bizi büyüttüğüne inanıyorum. Tüm o şaşaası ve ayakları yerden kesen haliyle bizi başka diyarlara götürüp, sonra gerçekliğe geri getiriyor. Hep aynı kalmasını dilediğin duyguların bile dönüşüm halinde. Sen değişiyorsun, o değişiyor, ilişkinin kendisi bile değişiyor. Dönme dolap içerisinde birbirinin elini bırakmama isteği belki de. Ve evet bazen gerçekten  manyaksı bir hal :)

         Dönüp Ahmet Cevizci'nin sözlerine tekrar baktığımda şunu düşünüyorum: Sevdiğin kişinin sevebileceği insan olmaya çalışırken kendi potansiyelini de keşfediyorsun bazen. Benim içimde bu da varmış dediğin yerlere temas ediyorsun, o üzgün olacağına birlikte haksız olalım derken bulabiliyorsun kendini ve o haksız ortaklıkta yeni bir dil inşa edebiliyorsun :)) Galiba bu dönüşüm kendinden ve özünden uzağa düşünce acı verici oluyor, kayıp duygusu geliyor. Kendinden uzağa düşmek...Ne yakıcı bir his! Belki de iyileşme şurada başlıyor: "Onu hâlâ düşünüyorum ama kendi hayatımı da yaşayabiliyorum." cümlesinde. Tamamen unutma diye bir şey olmadığını düşünürüm. Sadece bazı kişi ve olayların düşüncemizdeki hacmi küçülür. Ve o hacim küçüldüğünde, hayat genişler yeniden. 

                                       
                                                  ( Edward Hopper- Morning Sun )                                  

        Baktım işlerime odaklanamıyorum, geleyim de yazayım dedim. Ne anlattığım konusunda bir fikrim yok ama şunu biliyorum, yazarken içimdeki düğümü de gevşetiyorum.  Kitaptaki şu bölümü okumak bile içimi ısıtıyor. Bir sıkıntının ya da duygunun pençesinde asılı kalmış hisseden herkesin bir gün İlonka gibi hissetmesini diliyorum: Bir sabah kendi yatağında doğrulup, acı hissetmeden gülümseyebilmesini.  Öyle ya; mükemmel insan yok, mükemmel hayat da yok. Ve bu neresinden bakarsanız bakın aslında acayip özgürleştirici! 

        

       BØRNS - Electric Love

26/02/2026

Yağmurlu Günde Sihirli Düşünceler

         Bu sabah yağmurla başladık güne. Bir yandan seviniyorum, barajları düşünüp mutlu oluyorum; bir yandan da o kadar giyindim ettim, saçlarımı da bu kadar güzel yapabilmişken "Bozulmasın Alla'm" diyorum. Neyse, benim küçük canavarı okula bıraktıktan sonra  kendi okuluma gelebildim şükür. Bugün neden bu kadar özenli hazırlandım? Çünkü bir aydır okul iklimini pozitife çevirmek için küçük bir proje üzerinde çalışıyordum. O çalışmayı yapacağım gün de bugündü. 

        Çalışmadan bahsedecek olursam, öğrencilere Ramazan ayı dolayısıyla küçük paketlere hurma koyduk ve üzerine de öğrenciler ve öğretmenler için yazdığım farklı sözlerin olduğu  kağıtlar iliştirdim. Bu bir takım şeylere sevimli notlar iliştirme olayını sevdim ben galiba, öğretmenler "Merve'nin tarzı" dediler alırken :) Tabi bu çalışmayı yaparken okulumuzun memuru Gül, canımız Hülya Abla'mız ve hatta Hülya Abla'mızın karşı okulda çalışan kankisi de işe dahil oldular. İşte bugün sınıfları tek tek dolaşıp onlara paketlerini takdim ettik. Erkek öğrencilerimin notları okurkenki yüz ifadeleri çok tatlıydı. Ben galiba "utanıp gülmemeye çalışma" gülümsemesini pek seviyorum ve bugün bolca gördüm :)) Öğrencileri de öğretmenleri de mutlu eden minnoş bir çalışma  oldu senin anlayacağın. 


        Bu çalışmadan sonra odama geldim ve bir süre penceremden yağmurun yağışını izledim. Bir ara lapa lapa kar bile yağdı yahu :) Ne güzeldi. Bazen yaşamak çok tatlı hissettiriyor. Sonra  "Yağmur ne zaman bitecek acaba?" diye düşündüm. O sırada bilgisayarımın sağ altında hava durumunu gösteren bir kısım var. "Yağmur bitecek." yazısını gördüm, çok güldüm :) Düşünsene aklımdan geçen soruların cevaplarını bilgisayar ekranımda gördüğümü, nasıl olurdu acaba?

+"Öff canım çok tatlı istedi, ne yesem ki?"

-  " Tatlı yeme. Dün yedin."

+ "Kahve mi içsem, çay mı?"

- "Çay iç."

+ " Sence bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak sarımsaklamasak da mı saklasak?"

- 404 Not Found.

Aha yine bozdum bilgisayarı! Bilgisayar demişken, artık kaçtığım evrak işlerime el atmam gerek. Bu küçük molamda buraya gelmek iyi geldi. Hadi o zaman kendinize cici bakın sevgili dostlar !


Brittany Howard- Stay High

16/02/2026

Güneşli Günler ve Bizi Tutan Şeyler

   

     Bugün ne güzel bir gündü değil mi?

   Kahvaltıdan sonra yürüyüş yapmak için dışarı çıktım. Daha adımımı dışarı atar atmaz içim açıldı. Günler süren yağmurlu ve kapalı havalardan sonra güneş değdiği yeri ısıtıyordu sanki. Derin bir nefes aldım, ohhh bahar havasıydı bu. "Bir dakika, bu duyduğum kuş sesleri mi yoksa? "dedim ve gerçekten durup dinledim. Valla kuş sesleri, dedim kendi kendime. Kulaklığı çıkarıp cebime koydum. Müziğe ihtiyacım yoktu. O andan sonra yürümüyor adeta  uçuyordum. 

    Evimin yakınındaki, her zamanki yürüyüş yaptığım parka yollandım. Kediler, mutlu mesut sere serpe uzanmış güneşleniyorlardı. Aferin dedim içimden, bu dünyanın tadını çıkarmayı öğrenmek için kedileri izlemek gerekiyordu belki. Bizden çok daha fazla şey bildiklerine emindim. 

    Yaklaşık on beş dakika yürüdükten sonra  dayanamayıp eşimi aradım. "Hava çok güzel, hadi denize gidelim. " Dedim. Bir saat olmadan yola çıkmıştık bile. Tam Kumla'ya doğru gidiyorduk ki, kızım bizimle aynı fikirde olmamış olacak, " Beni Özdilek'in bahçesine götürün. Ben denize gitmek istemiyorum. " Dedi. Eşimle birlikte ikna etmeye çalıştık ama kızımın isteği başkaydı:  Fırından otlu poğaça almamızı ve büyük, yeşil bahçede birlikte piknik yapmamızı istiyordu. Bu kadar basit ve net bir istekti ve gözünden de iki damla yaş akınca dayanamayıp rotamızı o şekilde değiştirdik. Ne yapalım ya, onun dediği olsundu :) Bu kadar detaylıca kurulmuş bir hayale kıyamazdık neticede. 
 
      Çocuklu aileler, çiftler, öylesine alışverişe gelip güneşi gören insanlar...Senin anlayacağın pek çok kişi güneş gören bu bahçede keyifli bir Pazar geçiriyordu.Top oynayanlarla ve tavşan besleyenlerle birlikte bayağı canlı ve güzeldi bahçe. Kızımın isteğini yerine getirdiğimize daha da mutlu olduk bir süre sonra. Top oynadık, tavşan besledik, piknik yaptık ve de oyun alanında kızımla anne kız yarışları yaptık. Yalnız bazı oyunları asıl ben  oynamak istediğim için kızımı yönlendirmiş olabilirim hahahah :)) 

     Pikniğe rağmen eve geldiğimizde acıkmış bir durumdaydık. Allah'tan yemeğim vardı ama yanına salata da yapmak istedim. Kerevizli elma salatası tarifi vardı ne zamandır yapmak istediğim, onu yaptım. Kereviz fanı değildim ama bu salatayı tadar tatmaz gözümde kalpler çıktı. Kereviz sevmiyorsanız size de öneririm! :) 

   Ve günü, yarın okula gitmeyeceğim diyen kızımın ağlamaları ve sarılarak uyuyakalmasıyla kapattık. Yine bir hastalık sonrası okul günü krizi... Yine de ağlayabilmek ne mühim olaydır, kızımla daha iyi anladım. Ağlıyorsak ve bir şekilde o hüznün içinde kalabiliyorsak, kabul etmeye de o kadar yakınız aslında. Hele de o süreçte bize sarılan ve bizi tutan biri varsa... Zorlukları baş edilebilir kılan en önemli şeylerdendi bunlar. 
Güneşli günleriniz ve zorlu günlerinizde sizi tutanlarınız çok olsun dostlarım! 
Mutlu bir hafta dilerim hepinize 💕

11/02/2026

Kitap Okuyacağım Derken Yediğim Çikolatalar

   



    Okulda özellikle de tatil dönüşleri işlerim çok yoğun oluyor. Toplantılar, tutanaklar, tekrar toplantılar, okul dışı meslektaş toplantıları, vs. derken o kadar çok sosyalleşiyorum ki, bugün bir süre kimseyi görmek istemediğime karar verdim. Cuma günü için buluşma ayarlamak isteyen arkadaşlarıma dedim ki: " Bir süre siz de dahil kimseyle toplanmak filan istemiyorum. Toplantı sonrası bana özet filan da yazmayın. 🤣" Güldüler ama çok sahici dedim ben :) 

  Dün psikolojik danışmanlara yönelik sabahtan akşama üç toplantı koymuşlardı ve haliyle kendi kurumlarımızda değildik. Toplantı arasında arkadaşlarla bir kafeye gittik ve tabi herkes kendi okulunda yaşadığı durumları anlattı. Bir arkadaşım şey dedi:" Okulda zümrem sert mizaçlı ve ben öyle değilim. Ona bir yazı geldiğinde çok nazik bir çerçevede söylüyorlar. Bana gelince daha hoyrat bir tavırları var. Öyle mi olmak gerek? Biraz daha soğuk ve mesafeli olsam belki daha iyi olurdu, ne dersiniz? " Dedi. Tabi biz de kendi fikirlerimizi sunduk. Böyle laf lafı açtı ve ben de kendi rahatsız olduğum tiplerden bahsettim biraz. " Gerçek manada bir çalışma yapmayıp orada burada gezen, herkesle oturup bağlantı kuran ve sürekli yapmadığı işin reklamını yapan tipler neden daha başarılı gibi algılanıyor arkadaşlar? " Derken buldum kendimi. Bu duruma olan öfkemi onlarla konuşurken fark ettim hatta. Sahi siz de yaşadınız mı böyle bir durumu? Hadi diyorum başlarda insanların gözünü boyadın, sonra insanlar eyleme bakmaz mı? Ya da bakmıyorlar mı? Vitrine mi bakıyoruz sadece biz? 

    Öyle işte. Galiba ne soğuk ve mesafeli davranarak "ağırlık" koyacak biriyim ne de reklamcı bir yönüm var. Bütün bunlara zamanım ve enerjim filan da yok. Ay umrumda da değil! Anlamlı olacak, birisi için fark yaratacak bir şey yapmadıysam ne anladım ben o işten! 

      Yarın kitap kulübümün toplantısı var ve elimdeki kitabı bitirmem gerek, henüz yarısında bile değilim(ühüüü 🥲).  Kitabı okumak yerine dünkü sohbete gitti zihnim ve bunları düşünürken iki çikolata yedim. Böylece dün sporda yaktığım kaloriyi yerine koymuş oldum. 😆😅 Pişman mıyım, emin değilim. Sınav zamanı ders çalışmak yerine farklı şeylerle ilgilenen sevgili öğrencilerim gibiyim, bakın hiç aklımda yokken bir yazı bile yazdım, hahahah :)) 
Hadi kendinize cici bakın! 
Adios beybiler! 
     
    

05/02/2026

Amazon Kadınının Gün Raporu

   

    Bu sabah geç uyandım. Alarmı ne zaman kapattığımı bile hatırlayamadım. Tabi kalkar kalkmaz başladı benim maraton. Önce kendini hazırla, sonra Miray'ı uyandır ve onu okul için hazırla ( yemin ederim bu kısmı en zoru) gerekli her şeyi yanına aldığından emin ol ve kapıyı kapat derken duyduğum o ses: 

" Anne çişim geldi.


    Tamam yavrum, aferin evladım, sonunda tuvalete gitmeye karar verdin ve biraz yanlış bir zamanlama oldu ama olsun güzel kızım. (Dişleri sıkılı bir şekilde gülümseyen anne emojisi nerde?) 

    Derken arabaya bin ve fazla hız yapmadan okula yetişmeye çalış. Sağ şeritte efendi efendi giderken dibine kadar giren arabaya sövmemeye çalış. 

    Miray'ı okula bırak. Kan, ter, gözyaşı... Hastalık döngüsünden sonra okuldan uzaklaşan çocuğun bitmeyen okula yeniden alışma dramı...Yarım saat içerisinde mutlu video ve fotoğrafları gelecek bana ama hâlâ karnıma ağrılar girdiren bir süreç bu. 
Kendi okuluma yetişmeye çalışırken o gün işi çıkan ve zorunlu olarak orada bulunamayan kocaya kızmamaya çalış. ( "Adamın ne suçu var? Senin sinir sistemin fazla uyarıldı, sadece bu. " Diyerek kendini telkin etmeye çalış.) 

     Okula gel. Gördüklerine  gülümse:"Günaydın, günaydın herkese." Odaya gir ve  sırtını kapıya yasla. Derin bir nefes al. Bu savaşı sen kazandın şampiyon. Günümüzün Amazon kadını, Zeyna'sı. Hadi sür rujunu. Tazele kendini. Aynada gördüğün saçı başı dağınık kadına gülmemeye çalış. 

    Görüşmeler, sınıf rehberlikleri...Tam "Ohh azıcık durayım. " demişken, teneffüslerde gelip içindeki tüm negatifliği sana anlatan öğretmeni nezaketle dinlemeye çalış. "Neyim ben, benim sınırlarım nerede, kendimi korumam gereken duvarlarımı nereye koymalıyım? "diye için içini yerken, senden sürekli beklenilen şeyleri düşünmemeye çalış... 

    Ve günün sonunda, artık çocuğu uyutmuş ve kendime kalabilmişken fark ediyorum ki, tüm anneler Zeyna'dır ve Zeyna'lar yorgundur. Aksini ya da daha çok yorulduğunu iddia eden babadır. 🤣 
Bazen yapabileceğin en iyi şey devam etmektir, dibine kadar girip seni rahatsız eden o arabaya rağmen hem de. 
Ne kadar "sınır koyma" çalışırsan çalış, bi bakmışsın herkesi dinliyorsun. Ver ver ver. Ta ki bitene dek. İçindeki sabrı tüketene dek.  Bu böyle olmamalıydı sanki hocam, biz buraları çalışmıştık. 
Çalıştığım ve çok iyi bildiğim yerlerden sorumluluk sınavına kalmam ilk değil be guzum. 
Olacak, o da olacak. 
Ne zaman ki sabır seviyem sıfırı tüketecek, o zaman bakacağız duruma. 
Şimdilik mücadeleye devam Amazon kadını. Hele bir uykumuzu alalım da. 






   

01/02/2026

"Gün Batımı Esintisi" Taşındı

   

  Sevgili dostlar, 
  Eski adresimi Google bir türlü görmeyince ve com. 'lu adresi de okulda açamayınca anlık bir fikirle yazılarımı yeni bir adreste yazmaya karar verdim. Kim bilir belki bu sefer Google amcayla daha iyi anlaşırız:)) Ne de olsa her insanın ihtiyacıdır görülmek :) 

    Sizler de "Bu Annabell ne yazmış acaba? " diye merak eder ve yazılarımı görmek isterseniz beni yeniden takibe almanız gerekecek sevgili dostlarım. Şimdiden hepinize kucak dolusu sevgiler :)) 

Not: Teknik sorunlar yaşadığım süreçte bana yardımcı olan Blogforum'dan Sinan Bey'e tekrardan teşekkür ederim 🙏

30/01/2026

İyi İnsan Olduk, Yine de Tır Çıktı

  
   Size üniversitedeki mavi koltuktan bahsetmiştim hatırlarsanız... 
Bu hafta o koltuğun müdavimlerinden olan, İstanbul'da yaşayan çok sevdiğim dostum Zeynep'i  ziyarete gittik ailecek. 

   O mavi koltukta kıkır kıkır gülüp, dört sene sonraki halimize videolar çektiğimiz günler geldi aklıma, hahahahha :) 10 sene sonrasını hiç çekmedik ama halimiz çok komikti. Zeynep iki yaşındaki oğlunun bizi çok mutsuz bir şekilde karşılamasına biraz sinir oldu. Ben dört yaşında çocuk annesi olarak iki yaş sendromlarına ve uykusu gelen çocuk hallerine hakim olduğumdan: " Olur öyle şeyler yavrucum " Deyip durdum. Yalnız ben annelikte biraz daha tecrübeli olma halini çok sevdim. Çünkü bu alan kendini annelik rolünde keşfederken bir yandan sürekli bocaladığın, bazen doğrusunun ne olduğunu bilemeden el yordamıyla ilerlediğin ve çocuğunu büyütmüş mutlu annelere hasretle baktığın bir dönem olabiliyor... Haliyle canım arkadaşımı çok sevsem de bir parça tecrübeli- rahat anne pozu kesmiş olabilirim. Buradan siz değerli dostlarıma da bunu itiraf etmekte bir beis görmem, göremem! :)) 

      Birbirine hoş bakışlar atmayan sevgili yavrularımızı oyuna dahil etme görevini babalara devretmeyi bildik. Onlar  çocuklarla birlikte oturup trencilik oynar ve bir yandan sohbet etmeye çalışırken biz yeniden o mavi koltuğa dönmüş gibi heyecanla birbirimize son haberleri verme gayretindeydik. Annelikten sonra çok unutkan olmaya başladığımızı fark ettik mesela ve beynimizi üç kişilik kullanma durumundan kaynaklı olduğunda anlaştık. Bu çok iyi geldi :)) Bir de erkeklerin de lohusalık ve hassas dönemleri olduğu konusunda anlaşma sağladık. Sonra birbirimizi övme kısmına girdik ki, bunun verdiği enerjiyi verecek başka bir aktivite tanımam arkadaşlar. Eskiden de ne zaman bir araya gelsek, önemli bir süreyi buna ayırıp sonra da odalarımıza dağılırdık. O an aramızda olmayan arkadaşımıza da fotoğraf ve mesaj atmayı ihmal etmedik tabikisi de. 

    Senin anlayacağın harika bir buluşmaydı. Aslında harika bir gündü, demek isterdim ama İstanbul trafiği buna engel oldu diyebilirim. İstanbul'da yaşayan dostlar nasıl hayatta kalıyor, ne yapıyor da iş çıkışı eve ulaşabiliyor? Şehrin içinden çıkmaya çalışırkenki geçirdiğimiz süre, İstanbul- Bursa arası yolu ikiye katladı neredeyse. Tam trafik açıldı artık Bursa yolundayız ohh dedik, bu sefer de tırın bir tanesi hızla şerit değiştirip neredeyse bizi yok ediyordu. Bu güzel yazıya bu korkunç detayı eklemek istemezdim ama bazen güzel şeyler ve korkunç şeyler ardı ardına yaşanabiliyor arkadaşlar. Hayatın matematiği çok farklı. Bir de ben kontrolcü bir yapıya sahibimdir. Yola çıkmadan en az üç gün evvel başımıza kötü bir şey gelmesin diye olabildiğince iyi insan olmaya çalışırım, herkes hakkında iyi şeyler düşünmeye çalışırım filan 😆 Bak işte, kontrolcü yanıma hayat nasıl da nanik yaptı. 

     Olayın iyi tarafından bakarsak, bu yolculukta kontrolcü yanımın işlevsiz olduğu ve beni işlevsiz bıraktığı konuları da düşünme fırsatım oldu: Hâlen yüzememek, kendimi suya bırakamamak gibi. 
Ve bir şekilde, anlık yaşanan o olayda başımıza kötü bir şey gelmemesi ve halen hayatta oluşumuz, ölümden çalınan zamanlar gibi hissettirdi. "Şükürler olsun, hayattayız!" Hissiyle doldum. ( Ya da yaşadığım korkuyu bu tür şeylerle süslüyorum :) 

    Öyle işte. Bu da böyle bir anı oldu...Ben bir şey daha anlatacaktım ama unuttum bak. Neyse nedenini artık biliyorsunuz diye tahmin ediyorum, hahahah :)) Haftaya da okullar açılıyor zaten. Öğrencileri çok özledim ama öğretmenlerin bazılarıyla keşke hiç karşılaşmasak! Neyse bir ara ondan da bahsederim, nasılsa bir süre yolculuk filan yapmayacağız :)) Hadi ben kaçtım beybiler 💃💃

İnce Çizgiler Üzerinde

      "Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı hissetmiyordum ve birden, doğru insan diy...