"Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı hissetmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını hissettim. Ne yeryüzünde, ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk veren, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı."(İşin Aslı, Judit ve Sonrası- Sandor Marai)
Bugün bir arkadaşım aradı beni ve kısa süren bir hal hatır sorma kısmından sonra bana: "Merve çok mutluyum. Artık kendimi gayet iyi hissediyorum. Bitti. Uzun zamandır saplantı haline getirdiğim düşünceler de, hisler de gitti. Tabii ki gün içerisinde onu yine düşündüğüm oluyor, aklıma geliyor ama kendi hayatımı da yaşayabiliyorum, başka şeylere de merak duyabiliyorum. "dedi. Onun bu sözleri kitaptaki İlonka'yı ve yukarıdaki sözlerini hatırlattı bana. Sahi, bazı kavramlar arasındaki ilişki ne kadar ince ne kadar da hassas :) Bazen saplantı ve aşk arasında git gel yaparken başka kıyılara savrulduğumuzun farkında bile olamıyoruz galiba. Sonra duygular yerini daha sahici bir zemine bıraktığında da şu soruyu soruyoruz belki?
"Aşk mıydı gerçekten? Yoksa zihnimin ve kalbimin bir boşluğu tamamlama çabası mıydı sadece?"
Bu arada aşk ile ilgili en güzel cümleyi, üniversitedeyken felsefe hocam olmasının şanslılığını halen duyumsadığım Ahmet Cevizci söylemişti: " Sevdiğin insanın hoşlanabileceği ve sevebileceği o kişi olmak isterken yaşadığın dönüşüm." demişti. Tabi burada daha iyi insan olmak, daha erdemli birine dönüşmek kavramlarını da öne attığını hatırlıyorum. Yani aşkın bizi daha iyi birine dönüştürme gücünden bahsedebiliriz galiba. Ama orada bile şöyle bir ince çizgi yok mudur? Bu dönüşüm kendimize doğru mu oluyor, yoksa kendimizden uzağa mı düşürüyor?
Her halükarda bizi büyüttüğüne inanıyorum. Tüm o şaşaası ve ayakları yerden kesen haliyle bizi başka diyarlara götürüp, sonra gerçekliğe geri getiriyor. Hep aynı kalmasını dilediğin duyguların bile dönüşüm halinde. Sen değişiyorsun, o değişiyor, ilişkinin kendisi bile değişiyor. Dönme dolap içerisinde birbirinin elini bırakmama isteği belki de. Ve evet bazen gerçekten manyaksı bir hal :)
Dönüp Ahmet Cevizci'nin sözlerine tekrar baktığımda şunu düşünüyorum: Sevdiğin kişinin sevebileceği insan olmaya çalışırken kendi potansiyelini de keşfediyorsun bazen. Benim içimde bu da varmış dediğin yerlere temas ediyorsun, o üzgün olacağına birlikte haksız olalım derken bulabiliyorsun kendini ve o haksız ortaklıkta yeni bir dil inşa edebiliyorsun :)) Galiba bu dönüşüm kendinden ve özünden uzağa düşünce acı verici oluyor, kayıp duygusu geliyor. Kendinden uzağa düşmek...Ne yakıcı bir his! Belki de iyileşme şurada başlıyor: "Onu hâlâ düşünüyorum ama kendi hayatımı da yaşayabiliyorum." cümlesinde. Tamamen unutma diye bir şey olmadığını düşünürüm. Sadece bazı kişi ve olayların düşüncemizdeki hacmi küçülür. Ve o hacim küçüldüğünde, hayat genişler yeniden.
Baktım işlerime odaklanamıyorum, geleyim de yazayım dedim. Ne anlattığım konusunda bir fikrim yok ama şunu biliyorum, yazarken içimdeki düğümü de gevşetiyorum. Kitaptaki şu bölümü okumak bile içimi ısıtıyor. Bir sıkıntının ya da duygunun pençesinde asılı kalmış hisseden herkesin bir gün İlonka gibi hissetmesini diliyorum: Bir sabah kendi yatağında doğrulup, acı hissetmeden gülümseyebilmesini. Öyle ya; mükemmel insan yok, mükemmel hayat da yok. Ve bu neresinden bakarsanız bakın aslında acayip özgürleştirici!
.jpg)
Aşk hiç biter mi....bence bitmiyor ama o acıyla temas eden yerler sağlam bir kabuk bağlıyor,e bu saplantı diyenlerde az ötede oynasın 😀 Müslüm Baba nın dediği gibi herkesin acısı sevgisi kadar .
YanıtlaSilHow I Met Your Mother dizisinde bir bölüm vardı, çok güzel anlatıyordu. Duygular güzelken aşk dediğimiz çoğu şey, duygular bizi sıkıştırıp ayrılık çizgisine yaklaştırdığında saplantı gibi isimler verilebiliyor üzerineydi. Aslında aynı şey ama o da zamanla değişmiş. Öte yandan Müslüm Baba'ya katılıyorum. Herkes sevgi kapasitesi doğrultusunda yaşıyor acısını da :)
SilAşk benim için Alpkalar ile tavukların aynı anda hamle yapmalarına benzeyen bir çeşit animistik bir şey ya. Aslında hiç var olmayan doğru insanı icat etme sanatıdır. Kendi eksikliğimizden bir kahraman yaratıyor da olabiliriz. Benim fikrim, çoğu zaman aşk eksiklikten doğan bir tamamlanma isteğiyle başlar ancak bizi dönüştürürken aynı zamanda kim olduğumuzu da yeniden keşfettirir. Olumsuz da dönüşme yaşayabilirsin, olumlu da. Bir ayarı yok yani.
YanıtlaSilSon cümle güzelmş. Mükemmeliyetçilik insanı fazlaca yoran bir olgu. Hayatın güzelliği tam da o mükemeliyetçi eksiklerinde ve sürprizlerinde gizli değil mi zaten? Kusursuzluk yerine akışa izin vermek daha hafif ve güzel.
Yalnız yorumlar da harika geldi, okurken mutlu oldum, sanki karşılıklı sohbet edip düşünüyoruz. Alpkalarla tavukların aynı anda hamle yapması metaforuna güldüm ve evet bir eksikliğin tamamlanması ve bu olurken de dönüşme hali düşüncene katılıyorum. Eksikliğin aslında bütünü daha güzel ve doğal kıldığına inananlardanım ben de :)
SilEv müstakilse bahçeye bir alpaka ve tavuk alın, sabah kalktığınızda bol bol kahkaha atarsınız ehe.
SilMüstakil değil, ama olsaydı bir köpek alırdım 😅😆 Ama sen yine de aklıma girme.
SilGüzel yazı olmuş. Sevgiyi tercih edeyim ben :) İnsan aşık olunca gerçekten kendini kaybedebiliyor, ben de kaybetmiştim kendimi. Kötü günler.
YanıtlaSilBence her kadının böyle kötü günler dediği bir tecrübesi var. Kendimizden uzağa düşüp sonra kendimizi daha güçlü bulduğumuz filan. Geçen gün kafa dağıtayım diye fantastik bir kitap okuyayım dedim, Sarah J. Maas'ın ünlü kitabı, orada bile vardı bunun örneği. İnsan belli bir yaştan sonra olgunca sevmek ve sevilmek istiyor, huzur istiyor 😊
SilSevdiğin insanın hoşlanabileceği ve sevebileceği o kişi olmak isterken yaşadığın dönüşüm, bu cümleye bayıldım. çok doğru. ilişkiler birbirine yum sağlamak için ne derece törpülenebildiğine göre sürüyor ya da tükendiğini farkedersen bitiyor. Çok ince çizgiler.
YanıtlaSilDeğil mi ama, ben de bu sözü çok sevmiştim. Seneler sonra bile unutmamışım :) Cambaz olmayı öğreniyoruz belki de :))
SilHocan inanılmaz güzel bir örnek vermiş. Ben kesinlikle zihnimizin ve kalbimizin bir boşluğu tamamlama çabası diyorum. Aşk diye diye çok şey kaybettik bu hayatta.
YanıtlaSilKendini kaybetmeden birlikte dönüşebilmek çok huzurlu geliyor kulağa :) Yormayan, hayatı daha güzel kılan sevgiler nasip olsun hepimize 🌼
SilGörsel ara sıra benim ruh hallerimi anlatıyor :)
YanıtlaSilBelki de aşk ile saplantı arasındaki o ince çizgi bizi farkında olmadan sürükleyen bir akıntıya götürüyordur güzel kız? Ama zamanla duygular sakinleştiğinde gerçek olanla hayali olanın ayrımı daha berrak görünür.
Görseldeki kadın bana da tanıdık geldi :))) Zaman gerçekten iyi bir ayraç ve duyguların sakinleştiği evreyi çok seviyorum. İlk evrenin coşkunluğunda insan her yere savrulabilir gibi :)
Silmarai çok fena yazıyor, agota kristof, magda szabo gibi :) aşk güzel şey de biz insanlar suyunu çıkarıyoz aşkın :)
YanıtlaSilDiğer yazarlara da baktım, onları da okumak istiyorum. Zira Marai'nin diline ben de vuruldum :) Çok haklısın canım Deep, denge güzel bir kelime :)
Sil